TRULLOLAR
Aydın GERMEN
Dizi : A-5
Açıklama: Bu yazı da Mimarlık dergisinin Mayıs 1974 sayısında yaymlanmıştı. "Yöre Mimarisi" yazısındaki açıklamaları sürdürüyor.
Murgia dei Trulli en ilginç yörelerden biri. Yazıda inşaat konusunda birçok açıklama ve ayrıntı var.
Geçen yaz Alberobello yolumun üstünde idi ve bu yere uğrayacaktım. Ankara'da bazı arkadaşlar ise Harran'ı inceleyeceklerdi. İtalya'daki ile Anadolu'daki bu iki konumda bulunan yapıların yakın form benzerlikleri var. Arkadaşlar karşılaştırmalı bir inceleme düşündüler. Harran araştırması yapılamadı. Bu yazı ise ikiliden arta kalanı oluyor.
Bu huni şekilli çatıların, trullo'ların, çok daha büyük bir bölgeye yayıldığını, Alberobello'nun ancak en yoğun merkez olduğunu yakınlarda öğrenmiştim. Bölgeye ve kasabaya birer günlük olmak üzere iki defa gittim. Önce gezdim ve gözlemlerimi yazdım, daha sonraları kaynakları okudum. Gözlem ve tahminlerin büyük bir kısmı kaynaklara uygun çıktı. Bu yazıda ise, kaynakların dışında beş on tane bağımsız öneri çıkarsa bu da ancak önce görmek sonra okumak tutumu sayesinde olacaktır. Yazının bunlar dışında ve tanıtma dışında başka bir iddiası olmamak gerekir.
Bölge
Puglia İtalya çizmesinin az çok mahmuz yerine isabet eder diye düşünülsün. Böylece güneyde, mezzogiorno'da. Bu güney bölgesinin kıraçlığı, kavrukluğu, mülkiyet dağılımı gelenekleri gibi şeyler düşünüldüğünde gene en azından kavruk ve neşesiz bir Puglia tahmin ediliyor. Oysa Puglia böyle değil. Sevimli, yeşil ve üretken ( çoklukla tarım) kıyı ovaları var. Murgia'lar ise dört yüz yıldır işlenmiş. Locorotondo ve özellikle Martina Franca'nın gece ışıkları ve apartmanları bir Ortak Pazar canlılığının 1960'larda, birçok ters gelişimler olurken, buralara kadar yayıldığını akla getiriyor. Benim gördüğüm, yabancı plakalı hatta kuzey İtalya plakalı araçların gezi yerlerinde yerli arabalar yanında çok az sayıda kaldığı idi. Bu gelişmenin ne kadar sağlıklı olduğunu veya olmadığı bu yazının konusu değil. Yalnız şunu belirtmek gerek: Campaniada Napoli dışına çıkalım, aynı büyük-şehir bölgesi içinde Torre Annunziata'da ve Pozzuoli'de konut şartları hâlâ korkunç ve Puglia'nın bütün gördüğümüz yerleşmeleri daha iyi durumda.
Taranto'nun trafik şartları ve fiyatları 1960'ların ters refahını bütünü ile aksettiriyor. Buradan kalkarak Basilicata'dan geçiş ise hiç olmazsa Matera'dan Potenza'ya kadar, beklenen kireçtaşı ülkesi neşesizliğini kuvvetle gösteriyor.
Puglia'nın bugünkü şartlar içinde yüksek bir sanayi yoğunluğuna, "ağır" bir ulaşım ağına ve yoğun bir tarım verimliliğine gitmesi beklenemez. Yalnız, bunu söylerken on beş yıl evvel önemli sanayi gelişmesi sayılan yoğunlaşmaların bugünkü ölçütlerle az sanayi sayıldığını ve bu çeşit bir mantıkla düşündüğümüzü unutmamak gerek. Romanya ve Yugoslavya'nın tenha taşra bölgelerinde ve belki de bu ülkelerin bölgecilik sorunları ile ilgili olarak, önemli sanayi gelişmeleri var ve bu gelişmeler Türk-Amerikan tipi çekme -kutupları süreçlerin tersine gidiyor.
Trullo'lar Alberobello, Güney İtalya
Puglia'daki sanayi gelişmesi de, karton süt kaplarının bile Milano'dan gelmesine rağmen Türk yayılımından (1950 sonrası) çok Yugoslav yayılımına benziyor.
Roma'lıların düzeni için zaman, mesafe ve strateji şartlarında Apulia'nın ve Brundisium'un ne kadar önemli olduğu, Roma genişlemesinden Hellenistik'e kadar kilit kara savaşlarının karşı (kıyıda) ayrıca ''Roma'nın Actium'undan Osmanlıların Preveze ve Navarin savaşlarına kadar kilit deniz savaşlarının da hemen karşı kıyıda yapıldığı malum. Buna rağmen bugünlerde, en aşağısından eşya ulaşımı maliyetleri Puglia'ya Orta Avrupa içinde kilit bir görev vermez.
Bu özetlemeler bölgenin bugünkü durumunu biraz açıkladığı gibi geleceğini de oldukça belirleyebilir. Bununla beraber konumuz "isimsiz mimari" olduğu sürece daha küçük yöre şartları, yapı malzemeleri gibi noktalar daha etken olsa gerektir.
Puglia şehirlerinin bir kısmında yüksek arazi fiyatlarına işaret eden kesimler var. Diğerlerinde bu süreç gözükmez, buna karşılık yapı malzemesi ve gelenek yapı tarzı değişmiştir. Alberobello'da ise yirminci yüzyıl içinde birkaç defa elden geçen "koruma" kanunnameleri geçerli.
Bundan sonra, eskiden ortaya çıkmış şehir dokularını korumaya önem verebilecek miyiz? Gittikçe daha fazla vermeyi öneriyoruz, çoğumuz. Bu takdirde hangi değer yargılarına göre koruma önerdiğimizi açıkça söyleyebiliyor muyuz? Galiba hayır. Çok zaman pittoresk bizi etkiliyor, diğer zamanlarda insanın hiç olmazsa misafir olarak değişik çevrelerdeki yaşamının farklarını sezer gibi oluyoruz, şöyle ki büyük şehirlerden kaçan bir kimsenin Nessebar'ın çağdaş temiz ve kalabalık fabrika havasında geçirdiği zaman ile Dubrovnik'teki aynı sayılmıyor.
Eski çevreleri itki, tepki ve rationalism yönlerinden niçin korumak istediğimiz kesinlikle ve gereken safdillikle açıklanmış değildir.
Puglia bölgesindeki yapı tarzı bu sorunlar içine nasıl oturuyor? Bu tarz Alberobello'da çok az sayıda insan için büyük zorlamalarla birkaç yüzyıl idare edilmiş. Daha sonra bazı dönemlerde hiç olmazsa Itria vadisine yayılmış. Şimdi ise bütün bölgede var.
Edward Allen'in incelemelerini uygun bölümde değil bu noktada açıklamam daha yararlı olacak. Kendisine göre trullo tipi çatı bölgeye dışarıdan da gelmiş olabilir veya bölgenin daha eski yapılarından geliştirilmiş olabilir veya da bazı İtalyan kaynaklarında önerildiği gibi 16. yüzyılın özel derebeylik şartlarında bağımsızca şekillenmiş olabilir. Bizim değerlendirmemiz de öyledir. Ayrıca, her üç ihtimal beraber çalışmış da olabilir. Önemli olan şu ki E. Ailen trullo'lara başlangıç olabilecek eski yapı tiplerini bütün bölgede bulmuştur.
Bölgeye gittiğimde 16. yüzyıl gelişmelerini bilmiyordum. Gidince bu ihtimal de akla geldi ve yapı tarzı göz önünde tutulursa ilk gelişmesinin 16. yüzyıl Avrupasında olması büyük bir şaşkınlık yarattı. Ayrıca, bütün bölgeye yayılması da göz önünde tutulursa, yepyeni zengin evlerinde tek bir trullo'nun şeref mevkiine oturtulması ("esas" trullo'larda ufak aileler bile birkaç huni çatı altında oturuyorlar) bu yapı tarzının kuvvetli özenme süreçleri doğurduğuna işaret ediyordu.
İlk bir özetleme yapacak olursak, trulli'nin diğer vernacular / anonym mimariden iki önemli farkı var: biri, yukarıda belirlendiği gibi, yapı formu hiçte kaybolmakta değil, değer değiştirerek yayılmakta (forma karşılık, harçsız trullo ustalığı yitmiş) ikincisi, diğer sayısız ülkedeki örneklere kıyasla bir şaka, bir fantasia, bir "hafiflik" havası bırakıyor. Derhal şunları da belirtmek gerek: trulli üstünde böyle bir değerlendirmeye henüz başka bir yerde rastlamadım; ayrıca, böyle bir konut formunun içinde başka konutlarda sürdürülen yaşam seviyesi tutturulabilir veya geçilebilir.
Trullo'ların üstümde böyle bir izlenim bırakması bütün Puglia'daki özentiden doğuyorsa, yerli derebeyi ailesinin önce Aragon sarayı sonra da İspanya Habsburg'ları ile olan ilişkiler yüzünden yapı tarzını zorlaması da bunu doğrulamış oluyor.
Yöreye verilen isim bile trullo'lardan gelmiştir. Önemli nokta 16. yüzyıldan 18. yüzyılın sonuna kadar, az kalınlıklı ve oldukça düz yüzeyli kireçtaşlarından yapılan bu çatılarda harç veya bağlayıcı herhangi bir malzeme kullanılmasının derebeylerince yasaklanmış olmasıdır. Trulli'nin en açıklayıcı ve kilit noktası bu. Basit bir yorum bu işte bir derebeyi baskı aracı görüyor. Daha ayrıntılı bir açıklama ise şunu veriyor: saraylar için vergiler ve derebeylik iştiraklerinin taşınmaz mallar üstünden hesaplanması en kolay usuldür; Murgia dei Trulli'yi yöneten derebeyi bölgedeki yapı sayısını az göstererek az vergi verme yoluna gitmek istemektedir; saray tarafından müfettiş gönderilme halinde ise bir gece içinde yıkılabilecek yapı tarzı tercih edecektir; bunun için harç kullanılmasına izin vermez. Nitekim, geleceği haber alınan müfettiş yörede ancak kireçtaşı yığınlarını bulmuştur.
Batılılar ve İtalyanlar gözünde Puglia bölgesi bugün de bir doğu parçasıdır ( Levante ) ve sorunları da böylece yorumlanmakta. Viyana'dan İstanbul'a kadar doğunun kapısı olarak düşünülen birçok yerden birisi. Yalnız daha evvel belirttiğimiz gibi bugün böyle bir durum iktisat açısından çok önemli değil.
Kıyı ovalarının düzlüğü, özellikle yayladan bakıldığı vakit, "şaşılacak" derecede. Yamaçların arasından geçilerek 400-600 metre yükseklikteki Trullo'lar Yaylasına giriliyor. Bu yayla 65x40 km yer kaplıyor. Puglia'nın bu yörelerinde tipik İtalyan toplu yerleşmeleri arasında çok dağınık bir yerleşme düzeni yer alıyor: sanki Akdeniz tipi değil, Amerikan Orta Batısı veya Doğu Karadeniz kıyıları tipi. Aynı karşıtlık trullo'lar için belirtilen noktalarda da var. Marraffa'ya göre 1550'lerde (Giovanni Antonio derebeyi) merkez köyde ancak bitişik düzende yapı yapmak mümkünken, Ailen'e göre 1620'lerde (Giangirolamo II derebeyi) karayolu soygunculuğuna karşı tedbir olarak derebeyi köy değil arazide iskân istiyor. Bu programın başarılı olması sonucunda bu-yöre bugünkü İtalya'da köy yerine çiftlik iskânı olan çok az yerlerden biri.
Türkiye kıyılarını da çok andıran üzüm bağları ve zeytin ağaçları arasından köy tipi dar yılanvari asfalt yollar üstünde geçiliyor. Yayla ve trullo'lar ile çevreleyen yöreler arasında görüntü olarak bağlantılar var. Büyükçe tepe şehirleri bu yöreden gözüküyor. Böylece trullo'lar yöresi tüm ayrılmış bir yer değil.
Alberobello'da trullo düzeni kanunla korunmaktadır. Yörenin diğer kasabalarında ise birçok "yöre mimarisi" oldukça bir canlılıkla süregitmekte. Sanayileşmiş İtalya sanki petrol yağları ile fırınlanmış çamura benzer hamurları bugün pizza olarak satabilmekte iken, Alberobello'da nefis bir pizza yemek mümkün. Bunların bir sebebi de şimdilik köy tipi yol ağında bulunabilir.
Yörede, yüksek disiplinli manastır basitliği, diğer "yüksek" mimarlık gelenekleri, beton yayılmaları ile birlikte, bilhassa avlularda ve mutfaklarda (hem trullo'lar hem diğer yöre "stilleri" ) az çok evrensel olan bir yontuculuk mimarisi var.
Ülkelerde yapı geleneklerini bölgelerarası tercihleri yapılmak yararlı birşey ise Puglia'nın Umbria ve Toscana ile birlikte İtalya'nın üstün bölgelerinden sayılması gerekir. (Ailen, bu arada "çok üstün Ortadoğu işçiliği ile, ve Norman derebeyleri altında", 12. yüzyıl, en haşmetliler arasında sayılacak katedrallerin yapımından bahsediyor: s. 6, 195).
Bugünkü murgia'da konik örtülerin diğer ülkelerdeki yuvarlak formlardan önemli bir farkı bunların dört köşe planlar üzerine oturtulması. Trullo herhangi bir formun üzerine oturtulabiliyor ve konik formun diğer formlara bağlanış tarzları da çok çeşitli. Trullo dışındaki yapı formları da öyle.
Trullo'ların tarihi kökenleri (15-16. yüzyıllardan itibaren) yazının diğer bölümlerinde belirtilmiştir. İlk bakışta ise teknolojik gerekleri yok gibi gözükmektedir. Başka çatılra göre inşaat kolaylığı sağlaması veya harçsız kireçtaşı çıkmaların en sağlam statik sonuçları böyle bir formda verebileceği gibi ihtimaller kaynaklar tarafından fazla aydınlatılmamaktadır.
Trullo'lar eskiden başka alternatiflere göre ucuz olabilirlerdi (özellikle nakliye). Bu konu incelenmemiştir. Yüzyılımızda ise betonun murgia'da gelenekteki yöre mimarilerine göre ucuz olduğu Ailen tarafından belirtiliyor. Bu konu da gerçek fiyatlarla incelenmiş değil. Bu arada yeni yapılarda trullo tipi ucuz konutlardan pahalı konutlara kaymış gibi gözüküyor. Trullo bacaları da yeni yapılarda taklit edilmiş.
Böylece trullo tipi örtü yeni beyaz kesin çizgili dört köşe yapılarla yan yana veya üst üste süregidiyor. Moloz taştan yapılmış bahçe duvarları muntazam mülkiyet belirliyor. Marraffa, size ilkel gibi gelecek bu yapılarda yoksullar değil, tarımcı, zanaatçı, din adamı, okumuş veya meslek sahibi gibi "hürmete değer adamlar" oturmaktadır diyor (s. 59).
Nüfus gelişmesi
15. yüzyıl evveli için kaynaklarda bilgi yok. Daha çok yaylanın ortasında iskân yokmuş gibi gözükür. 1616'da 200 kişi 1650'de ise yüzden fazla aile veriliyor merkez köy için. On sekizinci yüzyıl sonu için "Selva" kesimine 3200 (Marraffa s. 179'daki belge) veya 3500 nüfus veriliyor (Ailen s. 79). Sisto ve Angiuli'ye göre ise son dönemlerde 1030 trulli ve 3000 nüfus var.
Bu sayılar bütün murgia'lar veya Puglia'da trullo gözüken bütün yöreler değil, sadece yoğunlaşmanın olduğu Alberobello için olmak gerek. Bu köyün kuzeyi ve güneyi derebeyi tarafından daha önce geliştirilmiştir. Bu kesimler için Marraffa 1525'te 40 aile veriyor.
İnsan yerleşmesi izlerinin Trullo'lar Murgia'sında İ. Ö. 15 ve 12. yüzyıllar arasında gözüktüğü belirtiliyor (Ailen s. 2). Bugün ise 20 km aralıklı yerler arasında bilg birbirini anlamayacak derecede lehçe farkları vardır (Ailen s. 7).
Bölgede bugün düşük gelirliler de kendi evlerinde yaşamaktadır, arazileri vardır ve iyi yemek yerler (Ailen s. 8), çevre temiz ve yapılar sürekli bakımlıdır.
İnsanlar
İnsanı hoyratlaştıran, şaşırtan, yabancılaştıran ve kişiliğini büzen yapı düzenleri var. Bunlar bazan ancak başka toplum süreçlerinin izdüşümü olarak, bazan da kendi başlarına bu etkileri yapıyorlar. Daha rahat yapı düzenlerinin ise insan üstünde belirli bir minimum sağlamaktan başka yapıcı bir etkide bulunduklarını bilmiyoruz. Bazı değerlendirmelere veya değer yargılarına göre üstün bulduğumuz insan yapısı ve doğa çevrelerinde yaşamın tümü aynı değer sistemleri içine oturmayabiliyor.
Alberobello'nun yontu nitelikli ve sade yapılarının daha içine girmeden, kapı yerine sık boncuk dizisi perdelerle karşılaşılıyor, ipleri ayrı ayrı. İklimin belki gerektirdiği bir şey fakat oturmuş bir çözüm değil. Bu berber girişine benzer unsurun hangi dönemde buraya gelmiş olabileceğini düşünürken içeri giriyorsunuz. Beyaz sıvaların altında Winckelmann sonrası stillerden bourgeois özentisi eğreti masalar, üstlerinde makassar özentisi örtüler, onun da üstünde sanayi prenslerinin çalışan sınıflar için geliştirdiği zevke uygun cam vazolar. Benim görüşüme göre trullo'lar çevresi yöre mimarilerinin en üstünü olmaktan çok uzak, fakat belirli bir düzeyde. Bu düzeye yabancı unsurlar belli ki itelenmiyor, çevrenin içine girip oturuyor. Bu üretim düzeni içinde de başka bir şey beklenemez. Ayrıca, insanlara verilen özenti imkânları da az çok bu cam vazolardan ibaret.
Yörenin diğer kasabalarında, Ostuni'de, Cisternino'da görüşüme göre daha üstün yapı gelenekleri var. Alberobello'da yoğunluk düşük gözüküyor, sokaklar kısa ve kavisli. Belki bu yüzden, henüz değişemeyen insan yaşamının çatışmaları bu kasabada sokağa vurmuyor, diğer kasabalarda ise sanki evlerin yüzünden okunuyor.
Yapı düzenleri kurumlaşmış baskıları veya bilinçsiz özentileri aksettirmediği durumlarda bile, donuk insanlar hep bekleme içinde, beklemenin pek çok çeşitleri, gizli ve gizemli beklemeler. Kasketli veya fötr şapkalı adamlar, yelekli, sağır-amaçlı, gözetleyen, düşman tutumlu, şaşkın. Yaşantının algılanmasını bozan ufak işlerini yapar gibiler. Yoksa işsiz güçsüz bir yarı dinelme. Balkonlarda, herhangi başka bir yoğun italyan şehrinde olabileceği gibi, bir ailenin bütün çirkinliği dışarı vurmuş, kendileri ortada yoksa bile yapıları böyle okuyorsunuz. Böyle okuduğunuzun farkına varmak bile büyük bir iş. Kentlerde yoğunluk farklarının önemli bir değişkeni bu olsa gerek. Değişik yoğunluklarda çatışmalar başka şekilde çözümleniyor ve gene de başka bir şekilde aksediyor veya emiliyor, vs. Tutkallı, fakat sanki çatlamasına bile imkân olmayan ilişkiler, bütün sersemliklerin kabullenilmiş olmaları ve sağır düşmanca görünüşleri. Evin eşyaları belki bir yirminci yüzyıl iddialı adamınkilerden daha az, fakat daha da kirli çıkın, - ortada gözükmeden insanlarla (ve kokulan ve tozları ile) beraber sokağa uğrar halleri ve içerisi kim bilir nasıldır hissi. Kötü niyetleri kurumuş haminneler, geçindirici rolleri suratlarına vurmuş tembel patlıcan yüzlü erkekler. İnsan ilişkileri açısından kavrulmamış bir iki sene dahi geçirememiş çocuklar, bunların önünde büyük bir "socialisation" yatıyor: yani toplum bilimleri dili ile diğer insanlara ve onların yollarına alışacaklar. Kara katolik tıkızlıkları. Gelişen zayıf kızların spekülasyonları devralınmış (biraz), ve kurumlaştırılmış.
Bunlar bu kasabaları ayıran nitelikler kesinlikle değil, ayrıca bu kasabaların tüm yaşamları da değil, fakat toplumların temel yaşamlarının bir yüzü.
Yapı ve Malzeme
Temel etken derebeyliğin yaylayı iskân etme isteğidir. Denilebilir ki bu istek derebeylikten gelince malzeme konusunda seçimlerin de gene derebeylikçe yapılması gerekiyordu.
Yaylada bol bulunan malzemenin kullanılması öngörülmüştür. Burada kireçtaşı gibi, büyük meşe ve kestane ağaçları da çokça bulunuyordu. İlk çatılar ahşap ve konik biçimde yapılmışlar. Trullo'ların gelişiminde önemli olan bu noktanın bağlantıları iyice açıklanamamıştır kanısındayım. Marrafa konik biçimi ortaçağ derebeylik yapılarına bağlıyor. Bu biçimin dört köşeli ve başka formlardan daha "çekici" olabileceğini belirtiyor. Diğer taraftan Allen'de yuvarlak plan tiplerinden dört köşelilere geçiş, birçok yazar tarafından dünyanın bütün ülkeleri için söylendiği gibi, bir ilerleme olarak veriliyor.
İlk yapıların taş duvarları çok kalın. Trullo tipini tek katta tutan önemli bir etken bu. Arada taş işçiliği gelişiyor. Murgia'da tarım verimi artarken, aileler konut standartlarını yükseltmek istiyorlar. Ahşap çatıların dayanıksızlığı ve taşın iklim konusundaki üstünlükleri belirtilerek, derebeylikten taş örtü yapımı müsaadesi isteniliyor. Bu müsaade 1550 yıllarında veriliyor, bununla beraber harç kullanma imkânı gene yoktur. Evler bitişik nizam yapılacaktır. Tek tip olacaktır. Bütün bu kısıtlamalar 1797'de derebeylikle birlikte kalkıyor.
Günümüzde ise, Alberobello'da gezdiğimiz yapılarda örtüler dışarıdan kaplamasız taş dizileri görünümünde, içeride ise harçlı ve sıvalıdır.
Kireçtaşı
Bölgedeki kireç taşının başlangıçtaki kalınlığı 2500 metreye yakın olarak veriliyor (Ailen s. 2) Geçirgenliği olmayan bu düz tabakada su ve karbon gazları çatlaklar yaratmıştır. Bolo adlı kırmızı toprak (laterit?) ve bazı tüflerle beraber bölgenin bugünkü toprak ve yüzey yapısı şekillenmiştir.
Bolo toprağı bu çok kayalık ve büyük çapta insan emeği görmüş bölgede çok zaman 35-50 sm tabakalar halinde daha üstteki ince toprağın altına döşenmektedir. İnşaat için kireçtaşı ya tarlalardan ya da taşocaklarından çıkartılmaktadır. Tarla'dan olduğu takdirde ya bolo döşenmesi için büyük emeklerle kazılan 1/2 -1 metre kayalıktan, ya da sarnıç kazılmasından elde edilmektedir.
Konutlarda sarnıç olduğu takdirde bunların tonozları evin temeli olabiliyor. Bunların üstüne dikdörtgen odalar yapılıyor (Ailen s. 80). Biz de şunu akliyelim: yörede konik olmayan birçok kireçtaşı yapı örtüsü gördük. Bu durum yapı tarzı ve tarih dizileri üstünde kaynaklarda bulunmayan bazı araştırmaları gerektiriyor.
Trullo yapımının başlangıcında ortada bir dikme bulunmaktadır. Bu sütun ile değişmez yan çap elde edilmektedir. Taşlardan yatay daireler, üst üste, herhangi bir kalıp olmadan yapılmaktadır. İçeri doğru çöküş her iki kattaki dairenin yatay kemer etkisi ile engellenmektedir (Ailen s. 81). Ayrıca daireler arasında yatay sürtünme etkisi de vardır.
Bu durumda taş kalınlığı örtü meyili üstündeki tercihlerden doğmuş olsa gerektir: daha ince taş tabakaları daha az eğilimli trullo'lar doğurabilirdi.
Yağmur suyu örtüden duvar kesimine oradan sarnıçlara aktarılmaktadır. Düz, 3-8 sm kalınlığında taşlarla (chiancarelle) tonozun üstüne bir Örtü daha yapılmaktadır, bunların çıkmaları ve yaptıkları eğim yağmur suyuna göre ayarlanmıştır.
Allen'in belirttiğine göre (s. 81) bu çeşit kubbemsi inşaat, dayanıklılık açısından doğurduğu bütün şüphelere rağmen, kuramlara ve Mykenai'deki tholos'ların kanıtladığına göre, çok daha büyük mekânları kapayabilirler. Dolayısı ile, bu yörede büyük mekan gereksinmesi olmamıştır sonucuna varılmaktadır.
Kireçtaşı parçaları güneş ısısını emmekte ve tekrar yaymaktadır. Bu yüzden yöredeki yapı örtüleri kurutma işlerinde kullanılmıştır (Murgia'daki trullo'lar konut olarak, diğer yörelerdekiler başka amaçlarla kullanılmaktadır). Birçok yapıda çatıya giden merdivenler de dışarıdan görünmektedir.
Bu örtülerin altındaki odalar condensation dolayısı ile kışın tatsız şekilde soğuk olmaktadır (Allen s. 82: bu değerlendirme Marraffa'nınkine uymamaktadır). Yapı içinin kurutulması için bu mevsimde bile gündüz dış kapılar açık tutulur.
Tabii ki kireçtaşı örtülerde kararmakta, pişirildiği takdirde parlak beyaz renk vermektedir. Çok küçük taşların kullanıldığında her çeşit yapı formuna varılmak imkânı bulunmaktadır.
Yapı Formunun Kökenleri
Buradaki ufak yazı da başlangıçta bu konuya göre ayarlanmıştı. Evrensellik, aynı sorunun değişik yerlerde bağımsız olarak ayni şekilde çözümlenmesi, bölgelerarası alışveriş süreçleri ihtimalleri daima vardır.
Trullo'larda kesin bir sonuç çıkarmak doğru olmasa gerek. Yukarıda saydığımız ihtimallere çok yazar değiniyor. En iyisi, Allen'in yaptığı gibi bütün zaman önceliklerini ve akrabalıkları vererek işi orada kesmek.
Marraffa'nın kitabında trullo'ların Afrika tukullerine benzerliklerinin sözü geçmekte (s. 40, 55,59) Balkan'lardan (Anadolu'dan olduğu gibi) bu bölgeye dalga dalga gelen halkların etkisi incelenmektedir. Biz, Volterra'daki Etrusk müzesini gezerken tholos kökeni de aklımıza gelmişti. Tholos konusu Allen'in kitabında da ele alınmaktadır.
Allen'de bazı analizler ve Marraff a'daki öneriler (s. 55, 59) trullo yapımının eskiden bilinip unutulan, sonra tekrar canlandırılan bir gelenek olduğu ihtimalini yaratmaktadır (özellikle 15-16. yüzyılda)
Bu durumda Puglia'nın kendi tarihi araştırılmalıdır. Allen'in kitabında birçok görev ve form kökenleri incelenmiştir.
Buna karşılık çok daha yaygın akrabalıklar veya kökenler araştırılabilir. Yalnız Yunanistan ve Dalmaçya değil, İ. Ö. Üçüncü bin'e kadar giden Mısır ve Irak (böylece Harran) tonozları düşünülebilir (Ailen s. 20)
Allen Akdeniz hısımlıklarından en çok Sardinia'daki ünlü Nuraghi'lere dokunmakta, Rudofsky (Architecture without Architects) ayrıca Balear'lar ve Pantelleria'dan bahsetmekte, Goldfinger ise (Villages in the Sun) bütün Akdeniz'in tarihöncesine bağlanmakta, ve birçok yazar gibi trullo'ları en gelişmiş düzen olarak görmektedir.
Kesin yargılara varmanın zorluğunu yalnız Ailen (özellikle s. 17) değil, Marraffa da kabul etmektedir ( s. 60).
Bu kökenlerin gerek bölge ile gerek yapı tekniği ile karşılıklı olarak nefis bir incelemesi Allen'in kitabı boyunca vardır. (x)
Açıklamalar:
Bölgenin ismi latince Apulia, İtalyanca Puglia.
Trullo'nun çoğulu trulli. Kökü yazar Marraffa tarafından latince "turris" ve grekçe "torullos"a (AUen'de troullos) bağlanıyor. Çoğunlukla huni şeklinde olan, harçsız ve böylece "kuru" yapılan "çatıların" bölgede yarattığı yapı stiline verilen ad.
Puglia'daki üç kayalık yaylaya murgia'lar adları veriliyor. Çoğulu murgie.
Trullo'ların yapımını Harran'a veya herhangi bir başka bölgeye bağlamak için şimdilik bir bilgi yok. Buna karşılık 15. yüzyıldan 16. yüzyıla geçişte trullo'ların şekillenmesi biraz Türklerin kurcalamasına bağlı denilebilir. Murgia'lar tarih boyunca bir köy veya kasaba yerleşimi pek görmemişler. Ortaçağlar'da bile, giderek Bizans'tan kaçan ve bu bölgeye yerleşen büyük sayıda grupların yerleşmeleri daha çok murgia'ların ovalara bakan yamaçlarında kalmış.
Trullo'lar yaylasının (Murgia dei Trulli) iskânı Aragon krallığının bu bölgeyi Andrea Matteo'ya feodal bir "hediye" olarak verişi ile başlıyor. Hediyenin verilişi bu adamın babası Giulio Antonio Acquaviva I'in Osmanlı Türklerini savaşta yenerek "hristiyanlık, İtalya ve uygarlığı kurtarmasına" bağlanıyor. 16. yüzyılın ortasında ise derebeyliğin bölgede üretimin artırılması üzerindeki programı ve buna karşılık yerleşen halkın daha dayanıklı taş yapılara derebeylikçe izin verilmesi isteği trullo tipinin doğmasına yol açıyor (Marraffa s. 30-35, 40, 51)
Adı geçen 1480-1481 Türk akınları Gedik Ahmet Paşa'nın Fatih Sultan Mehmet gözüne tekrar girmek üzere tertipledikleri olsa gerek. Bu noktayı yoklamak imkânını bulamadım.
Günümüzde Puglia bölgesine yeni akınlar tertiplemek imkânları oldukça zayıf gözüküyor. Biz Puglia kıyılarına Truva vapurundan çıkarak ayak bastık. Bu geminin adı Aeneas'ı, hatta Etrusk'larla ilgili varsayımları düşünerek mi konulmuştur? Fakat orta çağda göçen Bizanslılar dahil, belli ki İtalya ile Anadolu arasında önemli ve bol ilişkiler olmuş.
Bu arada, büyük zaman farkına rağmen, Harran ve başka yerlerle Alberobello trullo'ları arasında bir akrabalık ta olabilir. Edward Ailen kitabında ihtimallere dokunduktan sonra ve gerektiği gibi, sorunları havada bırakıyor.
Kaynaklar
Edward AUen-Stone Shelters (MİT Press 1969) Mariano Marraffa - I Trulli di Alberobello (Roma 1967)
Marraffa'nın önerilerini doğru anlayıp anlamadığımı S. İnci Aslanoğlu yokladı, kendisine teşekkür ederim. Gene de bazı eksiklikler bırakmış olabilirim. Bu kitabın s. 253-268'de Trullo yapımı ve kullanışı üstünde ayrıntılar verilmektedir.
Göz seviyesinden alınan fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir.
(x) : Allen'in kitabı trullo'lar dışında Puglia'dan başka örnekler almaktadır. Yapı tekniği için özellikle s. 17-25, 39-49, 77-84
|