| Aydın Germen Dizi: E-2
Seçim
Birkaç halk kesiminde geçimin çok zorlaştığı belirtiliyor.
Ülkenin Kurumları (bankalar, sanayiler) ve bazı toprakları (Alanya; daha batıda birkaç kent) yabancı çoğunluğuna geçiyor.
Ayyuka çıkmış yolsuzluklar
Ülkeyi parçalama programı APAÇIK olan 5-6 "uluslararası" (3-4 ülke) sarma hareketine karşı ses ve eylem yok.
Ülke nüfusunun yüzde 83'ü ABD karşıtlığı belirtirken bol miktarda amerikancılık (İstanbul, biraz Ankara) HÂLÂ yapılıyor.
İki yüz otuz yıldır (daha fazla?) devam eden yerleşmiş aşağılık duygusu ("biz kendimiz bir standard yaratamayız ve dış standardlara yetişemeyiz") HÂLÂ ortalıkta Avrupa Birliği sokuşturmalarının dolaşmasına açıyor (hem "batılılaşmış" hem "alaturka" çevrelerde). Oysa ülkede otuz kalem kadar ufak tefek alanda ya "uluslararası" standardların üzerine çıkıldı, ya da ülkeye mahsus eylemler yaratıldı son yıllarda, 1930'lardaki gibi.
Yukarıdaki 6 çöküş kalemi karşısında muhalafetleri "lâik'lik" üzerinden yapmak bir körlüktür.
Ankara ve Çağlayan'da (2 milyon kişi(?), 4 milyon'un sözü geçti; Beşiktaş ve Kasımpaşa'ya uzanan insan seli ahtapot havadan gösterildi; tepkisiz bir ülkenin insanlık tarihinde tepki birinciliği alması): birleşme kalabalığı önemsiz değil. Bunlarda "lâiklik" sözünün ağır basması (ama Manisa, Çanakkale, İzmir, Samsun'da ötesine geçildi.) 14-20 mayıs haftası süresince tv'lerde AMAÇ SAPTIRMA diye nitelendirildi bir kaç defa. Bu ısrarın diğer yanlışları da şunlar:
1. Bu kelime 70 yıldır türkçeleştirilemedi, anlamı bilinmiyor besbelli. Kravat takan ve etek giyenlere mahsus kaldı. (Şimdi artık kravat ve etek azaldı.) 2. "Türban" tartışmasına indirgenmesine RAZI olunması baştan aşağı büyük bir CEHALET.
a) O yabancı kelime türkçe, tülbent'ten gelme, fakat, yüzyıllık adetimiz veçhile kendi bazı kelimelerimizi bile yabancı kipte kullanıyoruz. b) Türk kadınlarının en aşağı üç çeşit baş örtüsü var, ve sayısız başlık daha (hepsi çok güzel). c) Bunların hepsi amerikan kadınlarının 1940'larda başlarına örttüğü saksılardan daha güzel. d) En önemlisi, sorun 1960'larda dinci geçinen çevrelerce kışkırtıldığında, endişe günün birinde "türbanın"bütün ülkede şart koşulabileceği idi. Arkadan şunu gözledik: solgun benizli genç kızların kendi seçimi değil, ağır baskı baskı sonucu idi o kıyafet. Saçın erotik sayılması İslâmi kökenli belki ama, baş örtüsünün herkese yasaklanma amacı olmamak gerekir.
Herşeyin ötesinde "lâikliğin" İslâm dini içinde yeri olmadığı propagandasına set çekmek gerekir (zaten yalan dolan ustaları bunu kabul etmiş görünüyor.) Övmeya niyetim olmayan Osmanlı toplumunun her coğrafyasında başka dinler yaşardı, Avrupalıların kavramları tersine. Konu öyleyse devlet. İslâm'a bağlanırsa, Türk halkından iki aykırı şeyi aynı anda istemiş oluruz: 1. Dünya hegemonya'sı adımı olarak şimdilik İslâm'ı seçmiş birkaç devlete karşı, "ılımlı" olsun olmasın, müslüman yüzdesi en yüksek ülke olarak kendisine sadık kalması (Dubai'ler, Suudi'ler ne yaparsa yapsın) 2. Nereye gidileceği belli olmadan İslâm'dan uzaklaşmak.
Aslında "lâik'lik" çok eksik bir kavram. Devletin dine karışmaması güzel. Fakat ev ve aile baskısı, cemaat baskısı, kilise baskısı, "misyoner" baskısı bulundukça ne kadar mesafe alınmış olur?
|