Hayran hayvan

 

Ana Sayfa

AYDIN GERMEN

Trullo'lar

Yöre Mimarisi

Aydın Havası

Mimar Sinan hk.

Hayranlık

Çöküş

Şehirciler ve Plancılar

Nezih Eldem

Seçim

Bu filmi kaçırma

Gazi M. Kemal

Bir Polatlı Yaklaşımı

AHMET T. ALTINER

DÖNERHANE-I LAKLAKAN

“SOS”yete

Testus Ekobiyolorganikus

Orada bir ada var...

mahallenin renkleri

Tarzanlar

Lezzet zevzekleri

MAY projesi

TESTUS

Temel Deprem

Laik-i dünya

YAYINLAR

Bir Polatlı Yaklaşımı
Aydın Germen                                                   Dizi - A

Oğlum beş yaşında, Ankara'dan Antalya'ya gidiyoruz ve belki yolda karayolu levhaları ile azalan basketbol sayıları oynayacağız, - Eskişehir 68 Seyitgazi 25 gibi. Polatlı 20'de, bu yoldaki ilk kasabamız olacak diyorum. Uzun suskunluk. Sağımdaki bilgisüzerin çalıştığını nerede ise duyar gibiyim. Sonunda, "baba Polatlı'da da türkçe mi konuşulur?".

Türkçeden başka dil ve düşünce
varsaymak mümkünmüş demek. Bir çocuk kendiliğinden veya bir yol yordam gösteren vasıtası ile yetişme şartları dışında çerçevelere uyanmadı ise, yaşam boyu görgü anlayış veya algı köreliyor. Algı "bile" dogma'nın ve imprint’in sultası altında.


İberia yarımadasındaki ahali kendi
dillerini şöyle veya böyle konuştuğunuza kanaat getirirlerse
bir yaylım ateşi* başlıyor ki, Hegel veya Husserl kadar anlam-dışı ve Habermas kadar boş lâf (o iki dildeki palabra/palavra ancak normal söz demek). Kendilerinin veya kiliseninkiler dışında herhangi bir düşünce kipi karşısında aşırı şaşıranlar büyük çoğunlukta. Kuzey Amerika'da ise, dünyanın merkezi Akşehir olmasına (Nasreddin Hoca) rağmen, Boston'lular yüzyıllarca kentlerini evrenin odağı saymişlar, -bununla dalga gegen 5-6 haritada dunyanin dörtte üçü, Ankara örneğinden gidecek olursak, Boston'dan Solfasol köyü veya Mürted gibi mesafelerde, kenarlarda ise New York, Paris ve Asya ufak noktalar. Adı geçen ülkelerin kendilerine odaklaşmaları bunlardan ibaret değil tabiî. Her iki durumda, gezerek olsun olmasın görgü genişletmek, dar kalıplardan çıkmak zor iş.

Ethologie
'den imprint (ing.) kavramını alıyorum, ve acaba biraz kendime göre eviriyor muyum? İlgili deneyde yumurtadan yeni çıkmış civcivlerin önüne yürür bir plastik ördek konuyor ve civcivler bunu anaları belliyorlar. Boylece "silinmez", tiefdruck, derin bir baskı alıyorlar. İnsan da bir imprint'ler yumagi tabiî, vardakosta da olsa, molla veya "bilimci" de olsa. İmprint'siz insan bulmak için Sinop'lu Diogenes gibi gündüz fenerini alıp dünyayı dolaşmak gerek. Herhangi bir kişi için olçü ne kadarının dogma ne kadarının deneyime açık... hesabı olsa gerek. İncelmiş, dikkatli ve saygılı bir görgünün önündeki en ciddî engellere de dilde gene görgü deniliyor.


Portekiz
ve Türkiye dünyada macho birinciliğine yarışıyorlar. Benzerlikler dışında, o ülkede 'yüksek' sınıf tavırları takınmak, suskunluklar ve nadanlıklar, Türkiye'de yeniçerilik, baldırıçıplaklık, "sen yoksun", yersiz konuşma, görmemişlik ve saldırganlık. Böyle ülkelerde maça kızları da bol, şirret ve cadaloz. Maço'lar hemen her zaman başka birinin maşası ve aşağılık duygusu açısından zengin. Yakından tanıdığımız bazı ülkelerde her yıl milyarlarca birim aşağılık duygusu havalarda dolaşıyor
.

Buna
karşılık Portekiz'de iliştiğim her işi çeviren, ve iyi çeviren, çelimsiz, çok genç ve herhalde fakir ailelerden gelen kızlar oldu. Onlara çalışma imkânı verilmesi ancak birkaç yıldan beri, ve 1998'de "Yüzyılın Son Panayırı" sayesinde olmuştur diye düşünmüştüm. Herhangi bir ufak teşekkür, hal hatır veya nerelisin diye sormak üzerine gözlerinin içi parlıyordu, güzel bir tebessüm ile birlikte: herhalde ne yerli ne yabancı kimseden böyle muamele görmüyorlardı.


Bu
kızlar beni iki şeye uyandırdı: bir, Istanbul'da bile işini iyi yapan, sevimli, sıcak ve dürüst birçok tanıdığım vardı, iki, galiba yeni, serbest ve hoş genç kadın ırası geliyor ve çoğalıyordu.


Bu
ikincisi ertesi sene Okyanusya ve Güneydoğu Asya'ya da sarktı, oraların yumuşak iklimlerine de uygun olarak. O bölgelerde eco- tourism ve dikkatli gezginler de iyice yayılmış. Bunlar nasıl kaygısız ve aptal, köftehor gringo* ve tersa* tourism ile yarışacaklarsa, yumuşak ve görgülü kişiler de sallan-yuvarlan akımları ve birilerinin kendilerine yular  akmasına teşne insanlarla yarışacaklar. Sonuç ortada.


G
örgüye en büyük bir engel eskiden kalma yabancı düşmanlıkları ve günlük davranış dogma'ları. Düşünce tarihinde de a priori'lere karşı insan deneyiminin vurgulanması halâ azınlık savaşında. Okumuşluk engelleri gidermekten çok uzak. Sakallı Celâl'in deyimiyle "bu kadar cehalet ancak okumakla olur" veya daha eski zamanlarda, eğer Aristoteles aslan betim-lemesinde yeleden bahsetmemişse yeleli bir hayvan gördüğünüzde öyle ise bu aslan değil diyeceksiniz. Ama şimdi, bütün bunların ötesinde
birşey var. Bir Lisbon yazımda "Adlandırmada Etkili Ülkeler" terimini kullanmiştım. Bu eski (ve yeni) sömürgeci ülkeler halâ eski berbat tourism' lerini sürdürmekte oldukları gibi, ki bunlar ülkelerin ve yaşayış tarzlarının, çeşnilerin üzerinden silindir gibi, meşeseli* gibi geçiyorlar, politika için olsun ticaret ve mal satışı için olsun, gerekli safsataları destekleyecek terimlerden her sene yüzlerce icat ediyorlar. Herkesin konuşması bu terimlerle, bu boyunduruğu gören kaç kişi var bilmiyorum. Bu çerçevede gezerek görgü edinilemez. Bunların arasında taş devrinde bile olduğu düşünülemeyecek, ve durup dururken, kişi yüceltmeleri de var, hele bazı ülkelerde, sırf ortalıkta dolasıyor diye bazıları icin kerizması var yerine karizması var deniliyor.
 

AOTEAROA / UZUN BEYAZ BULUTLAR ÜLKESi * - ve öteleri

Gezerek görgü içinde algı,
değerlendirmeler ve tartmalar, iyi niyet, ihtiyat, ve öğrendiklerim-yeterli-değil tutumu yatıyor, ayrıca çeşidi dağlar, yapılar ve davranışlara göre değişiyor. Görgünün tümü kurallarda değil ayrıntılarda. Diziler, çağrışmlar, uzaktan kıyaslamalar, bilinç-altı kayıtlar. Ucuzlatılmış
şeyleri itelemeden değerli birşey öğrenmek mümkün değil. Rastlantı başta geliyor, aksi takdirde gezi ödev, görev ve hazırlop reçeteler mertebesine düşebilir. Rastlantı, düşüncenin havalanışı ve bilhassa coşku ile bir araya gelince algı ve görgünün ötesinde şeyler oluşuyor.

Bileşenleri yalnız bir tek defa bir
araya gelen olgulara hapax demeyi
1970'lerde öğrenmiştim (bu terim felsefe sözlükleri ve büyük sözlük-lerin çoğunda yok). Eidos/eidetik çok derin iz bırakan tek olgulara işaret ediyor. Córdoba'dan, Bariloche, Berlin Tiergarten, Dekkan'da Badami köyünden, Tárifa'dan ve Anadolu'dan cok güzel hapax ve eidos örneklerine bu yazıda yer yok. Bu liste içinde bu bölüme ad vermiş olan Rotorua da var. Başlığı ise yerinde bırakıyorum. Yerine, belki de bazı "öte" unsurlar içeren günlük algılar.

Sabah'ta (Kuzey Borneo/Malaysia)
geceyi 1700 metrede geçirdim, bu Kinabalu yüksekliğinin üçte birinden biraz fazla. Dağları çok seven biri olarak Kinabalu belki en güzeli diye-bilirim. Seherde minibüs geldi. İki rehber ve ben unutulmayacak ve çok genç Yeni Zelanda çamlarının meled'i, salıntısı yanından geçiyoruz. Dağ başını ak duman almış. Dereler gümüş. Yöredeki üç kabileyi konuşuyoruz, hepsi de 'kafa avcısı' mı hatırlamıyorum. Birbirlerinin dilini anlamazlarmış (daha doğuda uzakta, Türkiye büyüklüğündeki Papua'lar adasında 900 kadar ayrı dil var). "iyi izledimse kafa avcılığı otuz yıl kadar evvel tavsadı veya bitti" diyorum. "Belki öyle belki değil". "Ne gibi?". "Meselâ bir kızla evlenmek isteyen bir genç müstakbel bir kayınvalideye hediye olarak bir kuru kafa götürebilir". Böyle işler, yüzyıllardır kendileri bir türlü uygarlaşamadıkları halde dünyanın dört bir bucağına uygarlık götüren angloların yasalarına aykırı. Sonunda, "bütün bunlan hem açıkça hem de biraz üzülerek anlattınız, Amerika'da veya benim ülkemde nasıl kafa avcılığı yapıldığını (meselâ meslek hayatmda) bilseniz utanmazsınız" diyorum, en aşağısından nezaket icabı olarak.

Huahine'de (Polynesia) gün boyu adanın etrafında, dış mercan
kayalıklarının içindeki gölde dolaşacağız, motor'lu bir pirogue'la. Öğle yemeğimizi biraz zayıflaması gereken adalı bir genç kadın hazırlıyor. Yemekten sonra yarım saat istirahat veriliyor. İlelebed orada kalabilirmişim gibi mercan kumlarının üzerine uzanıyorum, program ve zaman düşünmeden aklım çok ötelerde dolaşıyor, sanki saatler geçmiş gibi. Bu gezinin baş amaçlarından biri bu idi, ve bazan yarım saat bazan üç gün, başarıldı. Yemekler sepet içine döşenmiş tropik yapraklar uzerinde verilmişti, bu arada pandanus'un zambaklara benzer kılıç gibi yaprağı. Genç kadın arkamdaki sirada oturmuştu hep. Yarım saat sonra işaret verildiğinde zıp diye kalkıp tekneye, ve oturuyorum. Biraz sonra sırtımda tüy gibi birşey dolaşıyor. Dönüp bakmıyorum. Mercan kumu çok yapışkan ve uzun süre kurumuyor, tahmin ediyorum ki pandanus yaprağı ile arkamdaki kumlar temizleniyor, bana haber vermeden ve izin almadan, yarım saat sabırla. Sonunda utangaç bir gülümseme. Arkama dönse idim sihir bozulmuş olurdu. O gün akşam üstü bir başka çesit tourism'le, köpek balıklarına çekilen ziyafeti daha büyük bir tekneden seyretmekle bitti, meraklıları için.

Bu yazıyı yukarıdakilere benzer pek
çok olgu ile vermek istemiştim, ama bu kadar uzunluk bile ancak
dergiden sağladığım bir nezaket. Okyanus'da öğrendiklerim, gözlem-lerim ve iki diğer kita ile beraber on ülkede altı aylık yaşamım benim için 59 ülke arasinda en değerlileri. Uzun beyaz bulutlar Yeni Zelanda'dan başka yerlerde de var. Mercan kayaları sınrı içinde kalan göllerle deniz beyaz ve yeşilden mavilere kadar daima 6-7 renk veriyor, gün zarfında bulutlarla beraber 25-30 ton. Lifu adasında "Melanesia'lıların" fransızcası Paris ve civarından gelenlere kıyasla daha güzel.

"Yağmur Ormanları" eskiden cengel
denilenler midir? Bu soruyu meslekten kişiler bile cevaplandıramadı. Buna karşılık oralarda en iyi arkadaşlarım ve en
görgülü insanlar, bu sefer, ingiliz çiftlerdi. Elli yildir süren öbür tourism'in ise her $ 10,000 karşılığında kaç millilitre veya nanolitre görgü getirdiğini merak ederim.

*Yaylım ateşi enmitrallada mı idi? Gringo, Lâtin Amerika'lılar için amerikanlar. Tersa, farsçada isevî'ler, Hristiyan'lar. Meşeseli, bozbulanık, dizboyu, birden gelen, alıp götürücü sel.
Aotearoa, maori/maohi dilinde Yeni Zelanda.


www.hayranhayvan.com Aydın Germen ve Ahmet Turhan Altıner tarafından yayınlanmakta. Last Update 08-01-2012

Website powered by Network Solutions®