Hayran hayvan

 

Ana Sayfa

AYDIN GERMEN

Trullo'lar

Yöre Mimarisi

Aydın Havası

Mimar Sinan hk.

Hayranlık

Çöküş

Şehirciler ve Plancılar

Nezih Eldem

Seçim

Bu filmi kaçırma

Gazi M. Kemal

Bir Polatlı Yaklaşımı

AHMET T. ALTINER

DÖNERHANE-I LAKLAKAN

“SOS”yete

Testus Ekobiyolorganikus

Orada bir ada var...

mahallenin renkleri

Tarzanlar

Lezzet zevzekleri

MAY projesi

TESTUS

Temel Deprem

Laik-i dünya

YAYINLAR

TÜKENDİĞİMİZ YERDE ÇOĞALMAK
YA DA MAHALLELİLİĞİN YENİDEN KEŞFİ

MAY Projesi
Ahmet Turhan Altıner

Türkiye’nin 17 Ağustos 1999 tarihinde yaşadığı sarsıntı ve sonrasında yaşananlar, bu sarsıntının yeni bir imkânlar silsilesi doğurabileceği izlenimi yaratmıştı hepimizde. Depremin hemen ardından harekete geçen sivil toplum kuruluşları uluslararası ortaklarıyla birlikte duruma adeta el koymuşlar, gerek afet bölgesine yapılan yardımların organizasyonu gerekse bölgede yaşamın yeniden kurulması noktasında önemli ilk adımlar atmışlardı. Ne var ki o günlerin heyecanından, yaratılan o iletişim ve yardımlaşma ortamından bugüne yalnızca büyük bir deprem korkusu kalmadı mı?

O korku, merkezî ve yerel idarenin ve o zaman duruma el koyanların depremden hemen sonra yaratılan sinerjiyi ve bu sinerjiden kaynaklanan olanakları doğru düzgün bir afete hazırlık sürecine evirmeyi başaramamalarıyla umutsuz bir görünüm de aldı. Bu sonucu doğuran en önemli neden, olası bir depremin sonuçlarına bir kenti, bir yerleşim birimini hazırlarken o kentte yaşayanları ve oranın özgün koşullarını dışarıda bırakan toptancı, genellemeci yaklaşımlardı. 17 Ağustos sonrasında üretilen çok az proje bu yaklaşımlara bir alternatif geliştirmeyi başardı.


Kriz anları genellikle azaldığımız, “ömrümüzden yılların kaybolduğu” zamanlardır. Ama bazen bir sarsıntı ânı o kadar yaratıcı ve şaşırtıcıdır ki, üzeri kalın örtülerle kapatılmış zannedilen hazineleri gün ışığına çıkarıverir. Mahalle Afet Yönetimi (MAY) Projesi, 17 Ağustos 1999 depreminin hemen sonrasında Değirmendere ve civarında yaptığım gözlemlerin, daha önce mahalle ve mahalle yönetimi konusundaki çalışmalarımla bir araya getirilip, sistematik bir plana dönüştürülmesinden oluştu. Bu cümle ve MAY’ın önemli bir kısmını oluşturan “Afet Yönetimi” tamlaması karmaşık bir sistemden söz ettiğim izlenimine kapılmanıza neden olabilir.

Gerçekte durum tam tersi. MAY Projesi, bir yerleşim biriminde yaşayanların yakın çevrelerinden başlayarak olası afetlere karşı kendi yaşam alanlarını hazırlama süreçlerini belirli bir dizgeye oturtan, basit ve insanların kendi yaşam alanlarına göre uyarlayabilecekleri, esnek bir plan yalnızca. Ancak aradan geçen 8 yıl ve onca deneyim, böylesi basit bir planın bile ne denli karmaşık sorunlarla rampa rampaya gelinebileceğini gösterdi. Halen devam etmekte olan bir deneyim olarak MAY Projesi, hayatın başkalarıyla paylaştığımız, paylaşmak zorunda olduğumuz her alanında olduğu gibi afete hazırlık ve ileri derecede yaşamsal bir öneme sahip olan afet yönetimi alanında tüm programların ve projelerin insan ilişkileriyle malûl olduklarını ve olacaklarını bir kez daha görmemi sağladı.


Bu yazıda MAY Projesi'nin özünü, yöntemini, uygulama aşamalarını ve kısa tarihçesini vermeye çalışacağım. Yazının sonunda Mahalle Afet Yönetimi (MAY) düşüncesinin bugün ulaştığı aşamaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bilindiği gibi Modern Acil Durum ve Afet Yönetimi sadece deprem ve baca yangınları değil, doğal ve doğal olmayan bütün afetlere hazırlıklı olmamızı söylemiyor mu? Marmara bölgesinin tümünde sinsice büyümekte olan kimyasal, biyolojik, radyoaktif tehditlere karşı hazır mıyız? Yanıt bütün afetlerde olduğu gibi, hayır! Bu risklere hazırlık konusunda büyük eksikleri ve yanlışları bulunan belediyelerin bir başka afet türü uygulaması ise, kentsel dönüşüm adı altında mahallelileri nedeni ne olursa olsun yerlerinden zorla oynatma arzusu. Buna uluslara arası terminolojide defoliation (yaprak döktürme) deniyor. 

Bunun bir örneği yerel yönetim tarafından yerlerinden korkutularak evlerini terke zorlanan İstanbul'un en büyük ilçesi Küçükçekmece'de İç-Dış Kumsal bölgesi. Orada oturanların kurduğu İç-Dış Kumsal’ı Koruma ve Yaşatma Sivil Toplumu Destekleme Derneği beni danışman olarak seçti. Onlar gerçekte MAY Projesi'ni seçtiler. Kendilerine sırt çevirmiş yerel yönetime önerilerini hazırlayıp sunacaklar. Ele güne karşı! Hayret, MAY Projesi'nin 12. basamağı olan "mahallelinin kendi kentsel tasarımını üretmesi" hedefi, ta başta, birinci basamak olabiliyor. Gelecek yazılarda halen Türkiye'de yaygın olarak uygulamaya konmaya çalışılan tepeden inmeci Kentsel Dönüşüm modeline karşı halkın temel ve içsel haklarına saygıyı ve katılımını hedefleyen MAY Projesi'nin gerçekleştirdiği aşamaları irdelemeye çalışacağım.

Mahalle ve muhtar: Bir fikrin tarihçesi

Gün, 2 Kasım 1991... Arkitekt dergisi adına “Tarihsel Kentlerde Değişim ve Yenileşme” diye bir panel düzenlemişiz... Bilin bakalım nerede? Haydarpaşa-Sapanca arasında işleyen çuf çuf nostaljik buharlı trende... Tek vagonlu trende konferansa katılım ve devamlılık tam. Ne de olsa kaçacak yer yok. Tavsiye ederim. Panelin bir noktasında “...Türkiye, mimarlarını önemsiyor, gözlerini ve kulaklarını açmış şekilde mimarları izliyor” demiş ve eklemiştim: “Aramızda basından arkadaşlar var. TRT’den, gazetelerden, dergilerden arkadaşlar var. Yine aramızda bulunan Anadolu Ajansı’na verilecek olan basın bülteninde herkes ne diyeceğimizi bekliyor...” Trende kaleme almaya başladığımız “Türk mimarı makus talihini nasıl kıracak?” mealindeki Sapanca Deklarasyonu’nu İstanbul’a döner dönmez dört dilde yayınlamıştık...

O zamanlar STAR televizyonunun bir hayli sansasyon yaratan programlarından Kırmızı Koltuk’tan davet geldi. Ahmet Altan ve Neşe Düzel bir “ilk”i gerçekleştirmişlerdi: Bir Türk mimarına ilk kez televizyonda aklına ne geliyorsa söyleyebilmesine fırsat vermişlerdi. Mimar-muhtar ilişkisi, gökdelenler, İngiltere Veliaht Prensi Charles’ın mimarlık maceraları gibi bir sürü popüler konu. İlk defa bir mimar, bir buçuk saat boyunca, Türkiye’de fiziksel çevrenin kurtuluşu, Türkiye’nin yeni baştan yurttaş olmayı öğrenmeye başlamasının ilk adımı olarak muhtarla mimarın birlikte seçilmesi ve dar bölge seçim sisteminin İstanbul’da pilot uygulamasının yapılması gerektiğini anlatmış oldu. Yayından sonra pek çok kişiden tebrik telefonları geldi. Telefon edenlerin çoğunluğu mimardı. TV programından birkaç gün sonra Hıbır dergisi o yılın geleneksel Altın Bit Ödülü’nü verdi. Özellikle karikatürcü Aptülika çok etkilenmişti. Merhum spor yazarı İslam Çupi, gökdelenleri Frankenştayn’a benzetmiş olmamdan etkilenerek “Piontek Gökdeleni” başlıklı bir makale yazmıştı..

1990’ların başında Mimar Zafer Akay’la birlikte yazdığımız Herkes İçin Kent Mimarlığı kitabında anlatmaya çalıştığımız şey mahalle temelli kentsel tasarım ya da mahallenin yeniden keşfinin zorunluluğu idi. Yine 1990’ların başlarında çıkan “Yaşama Sanatı” adlı dergide de benzer şeyler söylüyordum. Mahalle kavramının yanı sıra “yaşama sanatı” diye bir şeyden söz ediyordum. Yaşama devam etme zorunluluğuna estetik bir değer yüklemek gerektiği düşüncesinden hareketle ortaya konan bir kavramdı. Mahalle, bu estetiğin olmazsa olmaz bir parçası, bir bakıma yurduydu.

Bir noktayı hatırlatmadan geçmek istemiyorum: Hâlâ mahalleden söz edebiliyor oluşumuzu, bir ironiye, Türkiye’nin sanayileşmesi gecikmiş bir ülke oluşuna mı borçluyuz acep? Onun için mi sanayi öncesi bir kurum olan mahalle, gelişmiş ülkelerden farklı bir şekilde bir takım değerlerini koruyarak kalabilmiş durumda? Türkiye’de mahalle hem merkezî, hem yerel, hem sivil niteliklere sahip. Bir bakıma Türkiye’nin özeti. Bu bakımdan mahalle çok önemli ve muhtarla birlikte mahalledeki sivil organizasyonları güçlendirebilirsek bugün şikâyet etmekte olduğumuz belediye teşkilatından ve seçim sisteminden başlayarak pek çok şeyi tabandan başlayarak tamamen düzeltebiliriz. Katılanların hatırlayacağı üzere tam da bu imkânları sunduğu için, İstanbul’da 1996 yılında gerçekleştirilen Habitat II Konferansı’nda da mahalle ve muhtar çok önemsenmişti.

Mahalleyi önemli kılan bir başka unsur ise yerel yönetimlerin özerkleştirilmesi zorunluluğu. Bu büyük proje gerçekleştirilirken temel ve taşıyıcı birim olarak mahalleyi bir kez daha keşfetmek zorunda kalacağız. Dünyanın hiçbir yerinde tabandan başlayarak işletilmeyen sistemler insanlara mutluluk getirmiyor. Çünkü devlet bir baskı unsuru değil, bir şemsiye olmak, koruyucu, motive eden, himaye eden bir yapıya bürünmek durumunda. Devletin başlıca “analık, babalık” fonksiyonları da buradan gelir. Bu işlevlerini yerine getirmeyen bir devlet, iyi hazırlanmamış, kullandığı araçlar amaçlarına uygun olmayan bir proje gibidir. Oysa insanların kendi kendilerine sürdürülebilir ilişkilerle, birlikte çevrelerine sahip çıktıkları, yani kendine ve kentine sahip çıkabilen yurttaşlar haline geldikleri bir durumda projeler de sürdürülebilir hale gelir. Tepeden inmeci ve insanına güvenmeyen, katılımcılığa fırsat vermeyen sistemlerde yurttaş olma bilincinin gelişmesi de beklenemez. Dolayısıyla taban modern ilişki formlarıyla değil de küçük cemaatçiklerle, tarikatlarla, yani ilkel formların deforme olmuş kalıntılarıyla yetinmek durumunda kalır.

Oysa bir örgütlenme modeli olarak mahallede, mevcut koşullar altında bile muhtar seçimle gelir ve iyi çalışırsa pek çok işlev görebilir. Dolayısıyla birim olarak mahalle, idari mekanizma olarak da muhtarlık üzerine bir şeyler inşa edilebilir. Elbette bu yeterli olmayacaktır. Fakat muhtarlık kurumunun Türkiye’de dağınık ama dinamik bir unsur olduğunu da hatırlamak gerekir. Bugün Türkiye’de 40 binin üzerinde muhtar olduğu söyleniyor. Fakat ne yazık ki muhtarların büyük bölümü orta düzeyde bir eğitime sahip ve hemen hepsi teknik donanımdan yoksun.


Keşmekeş

Bu tespitleri bir mimar/gazeteci olarak çalıştığım onca yılın sonucunda ortaya koymuş ama deprem ve afetle ilgisini kurmak için tam 10 yıl beklemiştim. Marmara depreminden hemen sonra gittiğim Değirmendere, Adapazarı  ve Gölcük’teki keşmekeşi izlerken dudaklarım uçukladı. Bölgede gördüğüm her şey insan yaşamını ve ilişkilerini temel almayan, rant merkezli tepeden inmeci imar planlarının nasıl vahim sonuçlar üretebileceğinin ispatı gibiydi.

Deprem, bir kentsel birim olarak mahallenin yaşamın örgütlenmesi sürecinde ne kadar önemli olduğunu acı bir şekilde gösterdi. Deprem sonrasında bölgede gördüğüm manzara, insan ilişkilerini kentten bertaraf ettiğinizde elimizde yalnızca inşa ettiğimiz binaların molozlarının kalacağını bir kez daha gösterdi.

Bugün bile deprem bölgesine gidildiğinde karşılaşılacak sahne: Organizasyon bozuklukları, yardımların yerine ulaştırılamayışı, yerel inisiyatiflerin bir yana bırakılmışlıkları ve tam aksi yapılması gerekirken merkezîleştirilen yardımların bir türlü ihtiyaç sahipleriyle buluşturulamayışı. En kötüsü de depremi yaşamış, yakınlarının ölümüne, yaralanmasına, yıllarca çalışıp didinip biriktirdiklerinin yerle bir olmasına tanık olmuş insanların yaşamın kenarına itilmeleri...

Oysa mahalle, insanların başlarına gelen ortak felaket sonrasında ve bu felaketin yarattığı korkudan kurtulmak için yarattıkları enerji ve yeni ilişki biçimlerinin yaşam alanı haline gelebilirdi. Bir başka deyişle mahalle birlikte yaşayacağımız alanda, birlikteliklerimizi örgütlemek için referans alabileceğimiz bir model olabilir, ve bizler bu modelden yola çıkarak bir yandan geçmişte kalan felaketin yaralarını sararken bir yandan da kendimizi geleceğe hazırlayabilirdik. Olası bir felakete ortaklaşa hazırlanmak; komşuluk, hemşehrilik, yurttaşlık gibi bağları yeni bir bağlamda keşfetmemizi sağlayabilirdi.

MAY Projesi işte bu kavrayış üzerinde şekillendi. Komşuluk ilişkilerini onarmak, dayanışmak, dünyanın hangi seyirmesinde evimizin hangi kolonunun altında kalacağımızı düşünerek uykularımızı kaçırmak yerine, enerjimizi hemen iki adım ötemizde, benzer korkularla yaşayan insanlarla paylaşmaktı bence çözüm. Deprem bölgesinden döner dönmez  ilk kez 1991’de Kırmızı Koltuk televizyon programında ortaya attığım düşünceler bir proje haline geldi. MAY Projesi’ni saatlerce paylaştığım çok akıllı hukukçu arkadaşım İfaket Aydemir ve şehir plancısı ve mimar dostum Raşit Gökçeli önerileriyle beni  yüreklendirdiler.
 
14 Kasım günü Cumhuriyet gazetesine, İpek Çalışlar’a heyecanla projeyi anlatmaya gittim.  İzleyen bir hafta içinde Berat Günçıkan’ın yazdığı “Her mahalleye İki Muhtar” başlıklı söyleşi yayımlandı ve inanılmaz bir şey oldu. Gayrettepe muhtarı eczacı Özden Gönül beni arayarak "Sen mimarsın ben de muhtar, gel mahallemde projeni birlikte uygulayalım," dedi. O günü takip eden uzunca bir zaman diliminde ve Gayrettepe ile başlayan süreçte mahallenin afet yönetiminin temel birimi olması gerektiği yolundaki düşüncemde yanlışlık yoktu. Ne var ki aşağıda bir kez daha özetleyeceğim o basit ve esnek plan, insanlar arası ilişkileri bazen imkânsızlaştıran duvarlara çarpıyor ve çok daha az emekle gerçekleşebilecek pek çok şey tam da bu ilişkilerin karmaşıklığı yüzünden çığırından çıkabiliyordu.

Biraz da espriyle karışık olarak belirtmek isterim ki, bu sayede MAY Projesi’nin insanlar arası ilişkilerde yaşadığımız felaketlerin çözümü, en azından teşhisi için de iyi bir zemin oluşturduğu görüldü. İnsanlar “depremle birlikte yaşamayı” öğrenirlerken, aralarındaki duvarları da kimi zaman şiddetli kimi zaman yumuşak darbelerle yıkmaya başladılar, çünkü. Elbette MAY Projesi bağlamında yeni duvarların örüldüğü de oldu. Ben bugünden geriye bakarken tüm o duvarları birer iş kazası olarak görüyor ve olası bir afette ortadan kalkacaklarını ümit ediyorum. MAY Projesi’nin yaklaşık sekiz yıllık “uygulamalı tarihine” geçmeden önce mahalle ve afet yönetimi kavramlarının yan yana gelmesinden nasıl bir sonuca ve dizgeye ulaşıldığını özetlemek istiyorum.


MAY’ın amacı, görevi ve basamakları

MAY, Mahalle Afet Yönetimi’nin kısaltılmış şeklidir. MAY Projesi merkezî İstanbul’da olan tamamen gönüllü ülke çapında bir projedir. Afet meydana geldiğinde devlet güçlerinin ve diğer kurtarma ekiplerinin yardıma gelmesi gecikeceğinden mahallelinin kendi arasında dayanışması esastır. İnisiyatif mahallelidedir. İnsanın kendi canı, canları, malı ve geleceği için doğru ve güzel olan düşünce ve projelerde yer alması ve özveriyle zaman ve emek harcaması gönüllülüktür. MAY Projesi’nin temeli de budur.

MAY Projesi için başlangıçta sadece beş unsur gereklidir: Tepki verebilen bilinçli bir muhtar; onun MAY projesini uygulamaya çağırdığı yönetici mimar; başlangıçta bir avuç gönüllü; bir sivil toplum kuruluşu niteliğinde bir dernek veya hizmet kooperatifi ve bütün bunları sürekli motive edecek heyecan.

MAY Projesi’nin amacı ve görevi, mahalleliyi mahallesinden başlayarak, evinde, okulda ve işyerinde afet öncesi, sırası ve sonrası için proje yöntemiyle ve iş bölümü düzeniyle afete hazırlamaktır. Bir başka deyişle MAY Projesi’nin görevi, muhtar ve etrafındaki gönüllülerle hazırlığa başlamak, okul müdür ve öğretmenlerinin katkılarını sağlayarak mahalleyi programlı bir biçimde ve bir proje kapsamında olası afetlere hazırlamaktır.

MAY Projesi 12 basamaktan oluşan bir program. Projenin süresi genellikle bir yıl olarak düşünüldü. İlk dört basamak muhtemel afetlerin mahalleyi nasıl etkileyeceğinin gönüllülerle birlikte incelenmesine ayrılır.Yani MAY’ın ilk adımı mahalleyle tanışmaktır ve öğrenmektir. İkinci dört basamak mahallenin afet planının hazırlanmasıdır. Bu plana göre mahalle KOM adını verdiğimiz komşuluk alt birimlerine bölünür. KOM ne demek? Her mahallede, yaklaşık beş yüz kişinin yaşadığı, afetin meydana gelişinden hemen sonra herkesin çıkıp toplanabileceği bir meydancığı olan (tepesine bina düşmesi ihtimali bulunmayan) ve burada önceden hazırlanmış bir temel ihtiyaçların bulunacağı bir konteynerin veya sandığın yer aldığı bölge: Komşuluk birimi KOM! Her KOM kendi aralarında asgari dayanışma için örgütlenir. Hangi gönüllüler sandık sorumlusu olacak, kim ilkyardım sorumlusu, yangın sorumlusu, gözcü olacak? Bundan sonra KOM sandıklarının üretilmesi aşamasına geçilir. Nasıl mı? Türkiye’de konteyner konseptini benimle birlikte ilk kez  projelendiren MAY gönüllüsü endüstri tasarımcısı Emre Uçku’ya göre söz konusu “nasıl” sorusunun tek bir yanıtı yok. Ona göre, her mahalle projeyi kendi olanaklarına göre uygulamalı. Ancak elbette temel bazı adımlar da yok değil. Örneğin söz konusu komşuluk alt birimlerinin her biri içinde gerekli eğitim verilmiş gönüllü takımları oluşturulur. Bu takımların afetzedelere yardım edebilmesi için her komşuluk biriminde acil ihtiyaç malzemelerinin bulunacağı sandıklar kurulur. Depremin uzun aralıklarla meydana gelen bir afet türü olması dolayısıyla konteynerlerde çabuk eskiyen ve bakımı zor malzeme yerine en temel ihtiyaçlar bulunmalıdır.

Üçüncü dört basamakta bu takımlara ilk yardım, yangın, psikolojik destek ve hafif arama kurtarma eğitimi sağlanır. Bütün basamaklarda MAY Projesi’nin sermayesi mahallelinin bizzat kendisi ve katkısıdır. Şimdi bu aşamaları ve amaçları biraz daha ayrıntılandırmak istiyorum izninizle. Bu ayrıntılar dikkatle incelendiğinde ve uygulama aşamaları hayal edildiğinde MAY’ın aslında tam da bir taban hareketi niteliği taşıyacağı da görülecek.

MAY Projesi esas olarak afet merkezli bir organizasyondur ve bu organizasyonun şekillenmesine temel oluşturan soru ise afetin devletin mi bireyin mi sorunu olduğudur. Devlet açısından afetlere bakıldığında, Marmara depremlerinde dramatik bir biçimde görüldüğü üzere herhangi bir afet vukuunda devletin sevk kanalları da kapandığından, bu kanallar açılıncaya kadar vatandaşın kendi başının çaresine bakması gerekmektedir. MAY da temel de devlet afet mahalline ulaşana kadar geçecek olan süreyi (en fazla 72 saat olarak bulunmuş) ve bu sürede ne türden kaynakların nasıl kullanılabileceği konusunda bir öneriler dizisi üretir. Devletin, idari birimlerin çaresiz kaldığı durumda afet bölgesindeki karmaşık koşulların yaşamsal tehdit oluşturması ihtimalini en aza indirgemenin yolu her şeyden önce insan ilişkilerini güçlendirmek ve onları örgütlemek olabilir.

Bir başka deyişle her bir yaşama birimini afetlere hazırlayarak karmaşa en az düzeye  indirilebilir. MAY Projesi’nin temel hedefi  uygulandığı bölgelerde afet öncesinde, afet sırası, esnası ve sonrasına yönelik senaryolar oluşturarak afetten kaynaklanan yıkımı, insan ilişkileri temelinde oluşturulacak organizasyonla bir an önce onarmaya başlamaktır. Sonuçta kimse komşusuna devlet emriyle yardım etmez.


Gönüllülük teşvik edilebilir mi?

Türkiye’de devlet bugüne kadar sivil hareketi kendi yapısıyla bağdaşık bir hareket olarak görmemiştir. Ağustos 1999 ve sonrasında yaşananlar sivil toplumun elinden geldiği kadar ve iyi niyetle afet sonrasındaki çalışmalara müdahil olmak istemesine karşın, deneyim eksikliği nedeniyle iyi düzeyde organize olunamamasından kaynaklanan pek çok örnekle doludur. Halbuki tabandaki gönüllü dinamiğini, gönüllülük, yükümlülük ve sorumluluk üçlemesi dahilinde değerlendirmek devletin temel görevidir. Devlet “bu duygular –yardımlaşma, empati, anlayış, hatta merhamet- benim zenginliğimdir, istihdam yükü getirmeyen temel kaynağımdır” diye bakmadıkça gönüllülük sürdürülebilir duruma getirilemez.

Öte yandan sivil toplum kuruluşu şeklinde nitelendirdiğimiz örgütlenmelerin de eksiklikleri ve kimi tarihsel nedenlere dayalı içsel engelleri bulunuyor. Pek çok araştırma göstermiştir ki, toplumsal ve siyasal yaşamın en büyük kaynağı olması gereken gönüllü inisiyatif, sivil toplumun başlıca örgütlü kurumları olan dernek ve vakıf çatıları altında kendisini yeterince ifade edemiyor. Bu nedenle özellikle ihtisaslaşmış yönetim gerektiren afete hazırlık konusunda, gönüllülüğün destek ve teşviki, yükümlülük ve sorumluluklarının sürdürülebilirliği dernek ve vakıf çatıları altıda mümkün olamıyor. Bu nedenle gönüllü inisiyatifin modern tarzda ifadesini bulacağı yeni bir ortama ihtiyaç var.

Mahalle, özellikle büyük kentlerde yaşamı örgütlemek açısından önemli bir zemin oluşturmakla birlikte, gerek idari gerekse sivil ilişkiler düzeyinde belirsiz bir konumda tutuluyor. Oysa mahalle hem bir yerleşim birimi hem de kendi tarihsel geleneği olan bir kurum olarak yeniden örgütlenip özellikle afet yönetiminde önemli bir kaynağa dönüştürülme olasılığı sunuyor. Bunu yapmak için de mahallenin yeniden örgütlenmesi, mahallelinin mahalle yönetimine katılma yollarının açılması, mahalle yönetiminin hizmet etkinliğinin artırılması, özerklik alanlarının genişletilmesi, dolayısıyla muhtarlık kurumunun yapısı ve işlevi, modern kentlerin gereksinimleri, sunulacak olanaklar, riskler ve darboğazlar  çerçevesinde yeniden ele alınması gerekiyor.

Buradan bakıldığında akla ilk gelen, muhtarlık kurumunun geliştirilmeye muhtaç dinamik bir unsur olarak ele alınabileceği. Türkiye’de kentsel muhtarların çoğunluğu orta düzeyde tahsil görmüş kişilerden oluşuyor. Pek çoğu asgari bir uzmanlık eğitiminden, teknik ve bilgi ve donanımdan yoksun. Öte yandan özellikle büyük kentlerde mahallelerde oturan teknik ve uzmanlık donanımına sahip küçümsenemeyecek bir potansiyel var. Afet yönetiminde MAY’ın ortaya koyduğu perspektif muhtarın oluşturacağı bir çekirdekte söz konusu potansiyeli mahallenin kullanımına sokmak. Bir başka deyişle afet gibi fiziksel çevreyle doğrudan ilgili bir sorun düzleminde teknik gönüllü ile muhtarı bir araya getirmek.

Mevcut koşullar altında muhtarlıkların özellikle mali anlamda hiçbir özerklik alanı olmadığı düşünüldüğünde en azından mevcut idari mekanizma içinde gönüllülüğün hem parasal hem de toplumsal ve siyasal anlamda önemli bir kaynak oluşturacağını görmemek mümkün değil. Dolayısıyla MAY’ın uygulanabilmesi için olmazsa olmaz ilk şey gönüllülük, bir başka deyişle mahallelinin sürece doğrudan katılımı ve katkısı.

Ne var ki söz konusu gönüllü emeğin gerçekten işe yarayan bir mekanizmaya dönüşmesi için proje hakkında bilgilendirilmeleri, iş bölümünün şeffaflaştırılması ve her bir aşama için katkısı istenenlerin hem istekli hem de disiplinli katkılarının sağlanması zorunlu.

Buradaki hassas nokta, herhangi bir halkanın kopması halinde canlılığın durma noktasına geleceği. Söz konusu halkaların kopmamasını sağlayacak olan faktör ise projeyi hayata geçirmeye başlayan çekirdeğin her aşamada denetlenebilir ve şeffaf olması ve hiçbir konu ya da sorunun üzerinde tam anlamıyla uzlaşmaya varılmadan geçiştirilmemesi. Bu dinamik esas, insanların toplu savunma mekanizması bilinciyle örgütlenmesi ve mahallenin bir yandan kendisini bir yandan olası afete karşı yapılabilecekleri öğrenebilen bir organizasyona dönüşmesi için temel şart.

Tabandan başlayan bir harekette önce gönüllüyü dinlemek, ona tepeden direktifler vermemek, yaparak, deneyerek öğrenmeyi temel almak gerekir. Büyük toplantılar yerine her zaman çalışma grupları yaratarak ve yaratıcı düşünceye öncelik ve prim tanıyan kolaylaştırıcılarla çalışmak canlılığı yakalamamıza yarayan yollardan birkaçı.

Bu aşamada açıklık getirilmesi gereken bir kaç kavrama dikkatinizi çekmek istiyorum. Artık gündelik hayatta sıklıkla kullandığımız bir kelime var örneğin: Proje. Proje, en kaba ve yalın hatlarıyla tanımlayacak olursak, vizyonu, misyonu ve amaçları, stratejisi, yöntemi olan ve belirli bir süre içinde yine belirli bir sorunun çözülmesi için düzenlenen, aşamalardan oluşan programlı bir plandır denilebilir. Dolayısıyla her proje, mutlaka plan, organizasyon, uygulama, değerlendirme ve tabii ki yeniden düzenleme aşamalarından oluşan bir bütündür.

Bir proje olarak MAY’ın hedefi insanların olası afetler karşısında en yakınlarından başlayarak yardımlaşma ve birlikte hareket etme yoluyla hayatta kalmalarını sağlayacak araç ve beceriler edinmelerini sağlamaktır. Vizyonu daima tabandan başlamaktır. Aşağıdan yukarıya, mahalleden başlayarak, ancak mahalle muhtarı ve mahallelilerle teknik gönüllülerin birlikte çalışması yoluyla afetlere gerçekten hazır olunabilir. Misyonu, kurulacak Mahalle Afet Yönetim Birimleri aracılığıyla, risk yönetimi esasları içinde, afeti önleyici veya afete önlem alıcı, afetten kurtarıcı ve afetin yaralarını giderici olmaktır. MAY bütün afetlerde, bütün fazlarda, herkesle ortak, bütün kurumlarla eşgüdümlü temel taban organizasyonudur.
 


MAY Birimi nasıl kurulur?

İlk adım MAY Projesi’ni uygulamaya karar veren mahalle muhtarının harekete geçmesi ya da kendi mahallesinde bu projeyi uygulatmak isteyen mahallelinin muhtarı harekete geçirmesiyle atılmış olur. İkinci adımda Mahalle Afet Yönetimi Birimi’ne afete hazırlık konusunda bilgi desteği sağlayacak ve  MAY Projesini uygulayacak bir gönüllü teknik kişi bulunur. Bundan sonra izlenecek adımlar ise şöyle özetlenebilir:

1. Muhtarlarla buluşmak: MAY Projesi konsept ve etapları tanıtılmış ve sistemli biçimde anlatılmış üniversite hocalarından, Meslek Odaları’ndan, ihtisas derneklerinden, Sivil Savunma Müdürlüklerinden seçilerek MAY Birimi’ne “Gönüllü Afet Yönetim Uzmanı“ bulunur. Burada çok önemli bir görev gönüllüğü teşvik, sorumluluk ve sürekliliğe inanan vermiş vali, kaymakam ve belediye başkanlarına düşüyor: Sözü edilen gönüllü uzmanların yaratılması, çoğu kez onların şahsen devreye girmeleriyle kolaylaşıyor. 

2. Gönüllü Afet Yönetim Uzmanı’nın tayiniyle eşzamanlı olarak MAY Birimi için çalışma ofisi sağlanır. Yaklaşık 30 metrekareden daha küçük olmayacak bu mekânda çalışma ve toplantı için masalar, sandalye, telefon ve faks, yazıcılı, tarayıcılı, internet bağlantılı bilgisayar donanımı, gerekli aydınlatma ve ısıtma tesisatı bulundurulur. Gönüllü afet yönetim uzmanının mahalle muhtarıyla birlikte çalışmak üzere mahalleyle buluşmasıyla eşzamanlı olarak gönüllüler arasından yarı zamanlı bir sekreter (büyük bir gayretle, insan insana konuşarak, arayarak) bulunur. Tüm MAY Birimi gönüllü ve sekreterinin daha çok iş saatleri dışında yani akşam ve gece saatlerinde daha verimli çalışabileceği düşünülmeli. Çalışma koşulları yarı ve hatta önceden belirlenmiş olarak az zamanlı gönüllü sekreterin bilgisayar konusunda asgari temel kullanıcı bilgi ve becerisine sahip olması gerekir.

3. Gönüllü Afet Yönetim Uzmanı ve Muhtar tarafından mahalle gönüllüleri toplantısı       düzenlenir. Toplantıda 5 esas 5 yedekten oluşacak MAY Beşlisi seçilir. MAY Beşlisi: 2 kişi GİM yani gönüllü inşaat mühendisi (veya mimar, tekniker, diğer mühendisler, ustalar); 2 kişi ENS yani envanter sorumlusu (anket düzenleme, veri toplama sorumlusu); 2 kişi AYS yani mahalledeki altyapının gözlemcisi; 2 kişi FON yani kaynak yaratma sorumlusu; 2 kişi GİS yani gönüllü insan kaynakları sorumlusu olarak 10 kişiden oluşur. Aralarından bir yönetici seçerler. MAY Beşlisine “MAY Birimi Gönüllüsü” sertifikası verilir.

4. MAY Biriminin masraflarının karşılanması için kaynak temelde kendisidir. Eğer bu kaynak devlet veya yurtiçi veya yurtdışı destekle karşılanamayacaksa başka seçenekler yaratılabilir. Örneğin, bu sorunu Kat Mülkiyeti yasası içinde çözmek mümkün. Apartman yönetim aidatından ve tekil binalarda ise metre kare bazında ve aynı metrekarede apartman metrekare emsali alınarak sağlanacak küçük bir yüzdeyle kaynak oluşturulabilir. Sağlanacak fon muhtar tarafından açılacak bir banka hesabında tutulur. Bu fon MAY Birimi program bütçesine göre, muhtarın bilgisiyle, MAY Birimi yönetimince harcanır. 

5. MAY Birimi gönüllüleri haftada bir kez olmak üzere düzenli olarak seçecekleri bir günde yaklaşık yarım saatliğine toplanırlar. Mutlaka gündem belirli olmalıdır. Her toplantıda bulunacak olanlar: Muhtar, Afet ve Acil Durum Yönetim Uzmanı, MAY Birimi yöneticisi, devamlı MAY Birimi sekreteri, MAY Birimi gönüllüleri (dokuz kişi), belediyeden bir temsilci (belediyeyle eşgüdüm amaçlı ve sadece gözlemci sıfatıyla) bölgedeki sivil savunma memuru (MAY beşlisi içinde değilse).

MAY Birimi toplantıları muhtar tarafından izlenir ve STK’larda en önemli sorun olan “sürdürülebilirlik ve sorumluluk” kontrolü, merkezî yönetimin tabandaki ifadesi olan muhtarca sağlanır. Çalışmalara düzenli biçimde katılmayan MAY Birimi gönüllüleri varsa, onlara sağlanan genelde manevi teşvik ayrıcalıkları kesilir ve “MAY Birimi Gönüllü Kurucu” sertifikaları iptal edilir.


“Kurucu Gönüllüler” çalışma programı

Kurucu süreç altı aylık bir süreyi kapsar:  Bu süreç Gayrettepe mahallesinde hemen aynen uygulanmıştır.

1. MAY Birimi beşlisine (5 x 2) Afet ve Acil Durum Yönetimi Uzmanı tarafından ilk eğitimleri verilir.
 
2. MAY Birimi beşlisi Sivil Savunma ve ihtisas derneklerinde verilen benzeri eğitimlere gönderilir.

3. MAY Beşlisi tarafından mahalle muhtarla birlikte gezilip tartışılarak alt bölgelere bölünür. Mutlaka harita üzerinde çalışılır.
 
4. Her alt bölgeden gönüllü bulunmaya çalışılır.

5. Valilikten sağlanabilecek hibe konteynerlerin sorumluluğu alma konusunda karar alırlar.  Konteynerlerde saklanması zor olan malzemeyi ayıklarlar. Çünkü depremin vuku bulma frekansı düşüktür. Konteyneri nasıl idare edecekleri konusunda bir yönerge oluştururlar ve bunu valilikler kanalıyla diğer KOM ve mahallelerle paylaşırlar.
 
6. Mahalleyi tanımak için üniversiteli gönüllülerin yardımıyla anket düzenlerler, daha önce uygulanmış anketleri mahalle koşullarına göre yenileyerek ve mahalleli gönüllüleriyle birlikte uygularlar.
 
7. Gönüllü part-time sekreter, muhtarlık ve anket verilerini düzenli ve sürekli olarak  bilgisayara girer. Valilik ve Emniyet müdürlüğünce muhtarlıklara verilen MOBESE bilgisayarlarının kullanımında muhtara destek olur.

8. Mahalle Afet Planı önerileri geliştirilir. Burada amaç mahallelinin afet hazırlığına katılımının sağlanmasıdır. Mahalle Afet Planı, olası afetlerde mahallenin hangi bölümlerinin etkileneceğinin, mahallenin rüzgara, kara, dona açık sokaklarının saptanmasına, eğim, döşeme ve trotuar durumlarına, altyapı ve özellikle hidrant sayılarına ve deprem güvenliği zemin durumu mikro-zonasyon verilerine ve açık tutulacak ulaşım hatları ve ağının belirlenmesine ağırlık veren bir çalışmadır.

Deprem, yangın, nükleer, biyolojik ve kimyasal tehditler, kar fırtınası, sel, don tehlikesi, patlamalar, heyelan, yıldırım afet tiplerinin tümü birlikte ele alınacaktır. Depremde bina yüksekliklerinin yarısı (h/2) kadar bina dibi alanların enkaz korunma alanı olarak plana işlenmesi gerekir. Mahalle Afet Planı lejantının valilik afet planı lejantıyla tutarlı olmalıdır. Valilikteki İstanbul afet planıyla uyumlu hale getirmek üzere çadır kurma alanları, helikopter pisti ve ek konteyner ihtiyacı bu plana işlenir. Valilik ve kaymakamlığın ve ayrıca sivil savunma müdürlüğünün ve hatta varsa belediyelerdeki bu konudaki çalışmaları mahallelinin katılımcı önerilerine açık olmalıdır. Plan mahalle muhtarlığının içinde ve dış duvarlarında panolarla halkın tetkikine açık tutulmalıdır.
 
9. Sivil savunma teşkilatının tahliye ve seyrekleştirme tatbikatlarına uygun biçimde hazırlık yapılarak kaymakamlığa tatbikat için gönüllülerin hazır olunduğuna dair bilgi verilir. Mahalle, mahalleler arası, ilçe ve şehir düzeyi tatbikat için takvim yapılması talebinde bulunulur. Bu sağlanamazsa sivil savunma elemanlarını davet ederek mahalle ölçeğinde tatbikat gerçekleştirilebilir.
 
10. Tatbikatlar Muhtar ve Gönüllü Afet Yönetim Uzmanı tarafından değerlendirilir.

11. Mahalle Afet Planı sonrasında mahalle yaklaşık 500 kişilik KOM’lara bölünür. (KOM’ların en önemli özelliği, aralarında yıkılacak binalardan korunabilecek kadar boş alan bulunan ve bu alana da bir konteyner yerleştirilebilecek öbekler olmaları.)
 
12. Tatbikat ve değerlendirmeden sonra MAY Beşlisine yeni  “MAY Birimi Deneyimli Gönüllüsü” sertifikası verilir. Bu sertifikaların düzenlenmesi ve geçerliliklerinin sağlanması için kaymakamlık ve valilikten bilgi ve destek alınır.

MAY Birimi “Afet Gönüllüleri” ikinci altı aylık programı

Mahalle Afet Planı içindeki KOM’lar:

a. Mahalle, Olay Komuta Sistemi (OKS) ilkeleriyle örgütlenir. Örgütleme genel olarak koruma, arama, söndürme ve ilk yardım alanlarında yapılır. Acil durumda takımının başına derhal geçecek olay komutanına kısaca KAP denir. Operasyon grubu ise şu alanlarda sorumluluk üstlenmiş kişilerden oluşur: yangın ve tesisat, hafif arama kurtarma, ilk yardım, ulaştırma, gözcü. Bu gönüllülere lojistik desteği sağlayacak olanlar ise; hasar raporu, kayıt ve iletişim, konteyner, barınak, hela, altyapı, psikolojik destek sorumlu gönüllüleridir.

b. KOM Takımları gönüllülerine Sivil Savunma, Kızılay, ihtisas vakıf ve dernekleri (MAG Vakfı gibi) ve ilgili birimleri kurulmuşsa üniversiteler (Boğaziçi Ü - Kandilli Afet hazırlık Eğitim Birimi gibi) tarafından eğitim sağlanabilir.
 
c. KOM takımları için mahalleli ya da varsa yurtiçi veya yurtdışı sponsorlar tarafından (MAG gibi) donanım sağlanır. Tabii ki, her zaman olduğu gibi gerçek kaynak, gönüllünün ta kendisidir.

d. KOM tatbikatı yapılır. Valilik ve Medya izlemeye çağrılır.

e. Değerlendirme yapılır.

f. MAY Beşlisi ve süreçte kazanılmış gönüllüler için Valilikçe geçerli sertifika verilmesi teşvik unsurudur. Gönüllülük, “teşvik ve yükümlülük” üzerine kurulmak zorunda.


MAY Birimi örgütlenmesinin nihai hedefi
 
MAY örgütlenmesinin asıl hedefi, her mahallede halkın katılımına dayalı olarak kentsel tasarım önerilerinin geliştirilmesidir. Modern acil durum ve afet yönetiminin kabul ettiği sakınım, hazırlık, müdahale ve iyileştirme evrelerinin sağlıklı olarak hayata geçirilebilmesi, mahalleliyi kendi içsel mekansal ihtiyaçlarının karşılanması konusunda planlama ve uygulama denetimi sürecine doğrudan katmakla mümkündür. Muhtar + Mimar formülünün nihai ürünü de işte bu örgütlenme, bilinçlendirme, eğitim, mahallelinin yetkinleşmesi ve yerinden tasarım hedefidir. MAY Projesi’nin mahallelerde uygulanmaya başlaması bütün yurtta yaşanan kentsel politika çıkmazını bile değiştirebilecektir. Kentsel Dönüşüm böyle mümkün olabilir.

Kentsel tasarımın amacı, öncelikle depreme karşı güvenli kılınacak mahalleyi, çağdaş tasarımlı bir yaşama alanına dönüştürebilmektir. Peki, bu nasıl olacak? Depremde binanın yıkılıp yıkılmayacağını belirleyen iki faktör var. Birisi zemin özelliği, diğeri yapı kalitesi. Zemin özelliğini belirleyen güvensiz alan taraması jeologların uzmanlığı. Burada önemli bir husus var. İlçe ve semt adlarının güvensiz alan olarak tanımlanması yanlış. Mikro bölgeleme gerekiyor. Yani birçok mahallede yerleşilmemesi gereken zeminler var. En tehlikelisi yapay dolgu alanları. Zorunluluk yoksa hiç yapı yapmamak gerekiyor. Sonra vadi tabanlarındaki alüvyonlar. Bu alüvyonlar en ciddi sorunu meydana getiriyor. Sonra eğimli olduğunda tehlike yaratan formasyonlar var. Burada işler karışmaya başlıyor.

Zaten şehircilik biliminin ana ilkesi dere yataklarına yerleşmemek. Geleneksel Türk yerleşme  kültüründe de yoktur. Hiçbir zaman dere yatağına bir köy kurulmamıştır. Yerleşmeleri verimli tarım toprakları yerine daha eğimli yere kurmak esastır. Dere yataklarında su baskınları olur, bu nedenle de yerleşmemek gerekir.

Muhtar, mahalleli ve uzmanlık birlikteliğinin sonucu olan mahalle ölçeğinde kentsel tasarım önerilerinin oluşturulma süreci, sorunlu zeminler ile sorunsuz zeminlerin değiştirilmesi yani arsa takası önerisini getiriyor. Örneğin çürük zemindeki konut arsaları ile sağlam zeminli kamu arsalarının takası ile bu çürük zeminlerin açık spor alanı ya da yeşil alan olarak değerlendirilmesi gibi. Ya da sağlam zeminlerde yeniden düşünülecek yüksek yapılarda yapı haklarını toplayıp dere yataklarını boşaltmak gibi.

Peki, bina yenilemesi için aranan çözüm mahallenin  içinde bulunamıyorsa ne olacak? O zaman hem zorunlu hem de en doğru çözüm konutları işyerleriyle birlikte uygun yerleşim yerlerine taşımak.Yani takası daha farklı boyutlarda gerçekleştirmek. Böylece boşaltılan dere yatakları da örneğin İstanbul’un nefes alabileceği açık alanlar (yeşil alanlar) olarak kente kazandırılacak. Ama bu o kadar kolay değil, mücadele gerektiriyor. Mahalleli işin işine doğrudan ve hakça katılmazsa bu mücadelenin kazanılması olanaksız gözüküyor. Bugün İstanbul’da kaçak yapılaşma bir yana, ilçe belediyeleri tarafından yapılmış planlı talan var. Bu planlı talan ne dere yatağı dinledi, ne de jeolojik özellikleri dikkate aldı.

İstanbul ve genelde bütün büyük kentlerimizin yenilenme ve koruma sorunlarını birlikte çözmek için, tüm belediyeleri kapsayan yetkilerle donatılmış ve “kanunla kurulmuş” ve de halkın katılımını ve gönüllüğün teşvikini destekleyen yeni kanunlarla beslenmiş ve desteklenmiş Metropoliten Planlama Otoritesi oluşturulması gerekiyor. Büyükşehir Belediye Başkanlığınca kurulan danışman nitelikli büroların ne büyüklükte olursa olsunlar yeterlilikleri ve yararlılıkları çok tartışmalı durumda değil mi? Böylece, İstanbul’un, depremin de etkisiyle kuzeye yönelen büyümenin tehdit ettiği çok değerli ormanlarını koruyabilecek, aynı zamanda İstanbul’u depreme hazırlayacak bir Kuzey Marmara Bölge Planı elde edilebilir.

Bütün bu önerilerin finansmanı eğer gereken güven ortamı sağlanabilirse halkın kendi “yastık altı parası,” banka kredisi ve sair fonlardan karşılanabilir. Söz konusu TAKAS’ın organizasyonu ise şu şekilde olabilir: “Devlet” hazine arazisini verendir. Kanımca, modern devlet, merkezî otorite uygulamaktan çok, sosyal devlet anlayışı içinde, yerel yönetimlerin, sivil örgütlenmelerin entegrasyonunu, kaynakların dengeli dağılımını ve hizmetin sürekliliğini sağlayıcı bir rol üstlenmelidir. Sosyal devlet teşvik edici ve motive edici olmalıdır. “Belediye,” düzenleyen, ihaleleri hazırlayandır. “Özel teşebbüs” alt ve üst yapıyı inşa eden, yapandır. “Mahalle inisiyatifi,” sağlıklı alanlara gönül rızasıyla ve gönlü hoş olarak gidendir.

Bütün bunlara mahallelileri duyarlı hale getirmenin tek yolu kentsel tasarım sürecini demokratikleştirmektir. Demokratikleşme ise yalnızca tasarımın merkezî ya da yerel idarenin tekelinden kurtarılması ile olmaz. Aynı zamanda o tasarımı üretecek olan uzmanlarla o tasarımın içinde yaşayarak onu sürekli kılacak olanlar yani kentliler, yurttaşlar arasında bir dil birliği oluşturulması da gerekir. İşte bu yüzden MAY Birimleri kentsel tasarımcılar ve mimarlarla birlikte çalışırlar. Kentsel tasarım tek başına MAY birimlerinin yapabileceği bir iş değildir elbette. Ancak afet merkezli de olsa birlikte hareket etmeye ve kendi yaşam alanlarıyla ilgili inisiyatif almaya başlayan mahallelinin orta ya da uzun vadede devletle arasındaki güven ilişkisine yeni bir biçim vermek için de harekete geçeceği açıktır. Dolayısıyla MAY Projesi gerçekte bir yurttaşlık projesidir.

Halbuki İstanbul ve diğer belediyelerce halen uygulanmaya çalışılan moda model “kentsel dönüşüm,” mahallelilerin beklentilerini dikkate almamaktadır. Halkın katılımı mikro ölçekte tabanda teşvik edilmeden kentsel dönüşüm başarılı olabilir mi? Bu geniş özetten sonra bir yurttaşlık Projesi olarak MAY Projesi’ni, insanın tabandan tavana doğru yetkilendirildiği, böylece devlet ile yeniden kucaklaştığı bir proje olarak görmek de mümkün.
 

Arpa boyu yol

Bugüne değin MAY, pek bilinmese de 100’e yakın mahallede, yaklaşık bin gönüllüyü içine alan bir projeye dönüştü. Bu kadar yaygınlaşmasının en önemli nedeni, tıpkı mahalle kavramı gibi organik ilişkilere dayanıyor oluşuydu. Bu sayede gittiği mahallenin şekline ve hızına büründü. MAY Projesi bugün İstanbul’da Gayrettepe, Yıldız, Göktürk, Kemerköy ve Kemerburgaz mahallelerinde ve okullarında uygulanmış durumda. Nisan 2001’den  itibaren Bursa’nın Osmangazi ve Yıldırım mahallelerinde ve Gemlik’in bütün mahallelerinde on dört hafta çalışıldı. Halen Küçükçekmece’de yaklaşık iki bin kişinin yaşamakta olduğu Fatih mahallesi içindeki  İç / Dış Kumsal Bölgesi, MAY Projesi ilkelerini benimseyerek, isteklere duyarsız belediyeye karşı halkın doğrudan katılımıyla kendi kentsel tasarım önerilerini yaratabilme mücadelesi vermekte.

Çok yakın bir hatıra olarak: MAY Projesinin organizasyonundan sorumlu Ayka Sunkar GANT ve PERT metoduyla, CPM ile mahallelerdeki zaman ve organizasyon biçimlerini şema durumuna dönüştürebiliyordu. MAY Projesi’nin okul afet yönetimi konusundaki eğitimcisi ise Amerikalı gönüllü hoca Arlene Kase. Kendisi yılın yarısında İstanbul’a MAY gönüllüsü olarak geliyor ve öğretmenleri afete hazırlıyordu. MAY’da tam gönüllü olarak yüzlerce kişi çaba sarf etmekte, dernekte, mahalle düzeyinde okullarda. Bütün bunlar MAY’ın üç temel ilkesi sayesinde mümkün olabiliyor: Şikâyet etmemek, tam gönüllü olarak çalışmak ve biat etmeden bağımsız kalarak diğer kuruluşlarla birlikte çalışabilmek.

Her şeyden önce akılda tutulması gereken bir gerçek var: Afetlere hazırlığı, afetten sonra gelecek organize kuruluşlara salt el vermek üzere hazırlanmak şeklinde algılamak yanlış. Daha önceden eğitilmiş ve hazırlanmış gönüllüler, depremden sonra yardıma gelecek olanlarla da yardımlaşabilecek yetiye sahip kılınırlar. Daha da önemlisi, MAY Projesi bir ölümsüzlük vaadiyle gelmiyor olası afet bölgelerinde yaşayanlara. Yalnızca, insanlara kendi hayatlarına sahip çıkmalarını öneriyor. Bunu da bir proje disiplini içerisinde yap diyor. Tabandan başlamak lazım deyip tepede oturmuyor.
 
Halbuki Türkiye’deki proje adı verilen pek çok çalışma, tabanın gücünü görmezden gelip, ya bir kaymakamlığın, valiliğin, belediyenin ya da bir vakfın çatısı altına girerek, hazırlıkla deprem sonunu karıştıran, cicili bicili giysilerle kurtarma ekibiyiz diye şişinerek oluşan iyi niyetli oyalanmalardan ibaret. Bunların çoğunda bir proje vasfı yok. MAY ise daha en başından şunu söylüyor: “Ben bir projeyim, sizin projenizim.” Başkaları ne diyor? “Ben bir kuruluşum, bana gel.” MAY bizzat hizmet yerine giderek orada, gerçek biçimde gerçek ihtiyaç sahipleriyle birlikte çalışıyor. İşte bütün mesele bu. MAY, muhtarın, hizmet kooperatifinin, okulun, derneğin projesi: Gayrettepe Çevre, Kültür ve Hizmet Kooperatifi denemesiyle başlamış gönüllü platformların projesi. Birlikte çalışmayı öneriyoruz. Arada boşluklar da kalsa, belli aşamalarda tıkansa da, bir süre sonra başkaları kalınan yerden devam edebilir durumda oluyor. Çünkü MAY gerçekten sürdürülebilir bir yurttaşlık projesi. Başlangıçtan bugüne bilgi ve ilgisini esirgemeyen Prof. Dr. Mustafa Erdik, bir gün "MAY Projesi bir dünya projesidir," demişti. 2000 yılında MAY Projesi'ni tanırmak için davetli olarak gittiğim California'da, San Jose'deki bir konuşmamda MAY'ın AYS, ENS; GİM gibi akronimleri, bütün dünya için ortak afet terimleri olarak çok ilgi çekmişti.


Gayrettepe: Pilot mahalle

Biz bu projeye başladığımızda Gayrettepe henüz 30 yıllık bir mahalleydi. Beşiktaş belediyesine bağlı. 60 hektarlık bir alan üzerine, rant merkezli bir planlamayla, nefes alınacak tek bir metrekare için bile yer ayrılmayan 13 bin nüfuslu, kalabalık ve merkezî bir yer. İstanbul’un, en işlek ticari merkezlerinin bulunduğu, en büyük otellerinin inşa edildiği bir semt. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk mahalle kooperatifine sahip. Yani bugünkü derneklere göre daha geniş perspektifli bir sivil toplum kuruluşu var. Muhtar Özden Hanım’la çalışmaya başladığımızda elimizde bulunan malzeme tam anlamıyla Türkiye’nin “kentleşme” adı altında yaşadığı, yaşamı “çarpıtma” pratiğinin devasa örneklerinden biri idi.

MAY için araştırma yaparken öğrendiğimiz pek çok şey Türkiye’de mahalle kurumunun başlı başına bir afet yaşamakta olduğunu gösterdi bizlere. Sanıyorum kendi mahallenizde de bu sorunların yaşandığını hemen fark edeceksiniz: Örneğin tüm dünyada bin kişiye bir itfaiye eri düşerken, Türkiye’de bu oranın on bine bir olduğunu öğrendik. Bu bilgi, depremlerden sonra meydana gelebilecek yangınlar konusunda ilave önlemler alınması gerektiğini bir kez daha hatırlattı. İmar aflarıyla beslenen yapılardaki yükselmeler, sokakların muhtemel bir depremde kapanmasına yol açacak. İmar afları, deprem yönetmelikleri düşünülmeden çıkarıldığından, Türkiye fizik olarak ulaşım, topografya, zemin etüdü, yangına hazırlık, boş alan gibi pek çok sorun yaşıyor. Örneğin Gayrettepe’de kişi başına düşen yeşil alan, yürekler acısı. Yeşil alan daha doğrusu boş alan deprem sonrasında çok önemli bir işlev görüyor yerleşim birimlerinde. Düşünün evleri yıkıldığında bu insanlar nereye gidecekler? Bunu gördüğümüz için projenin uygulama aşamalarında, apartman aralarındaki bahçeleri değerlendirerek boş alan yaratmaya çalıştık.

Çalışmaya başlar başlamaz Gayrettepe Mahallesi’ni beş alt bölgeye ayırdık. MAY Projesi’nin oluşumunda ta başından itibaren bana yardımcı olan mimar Zafer Akay ve Gayrettepe’de gönüllüler arasından adeta fışkırarak ortaya çıkan çevre mühendisi Güldehen Özyol Üner iletişim ve örgütlemedeki başarılarıyla MAY’ın Gayrettepe deneyiminin önünü açtılar. Her birim bu bölgelerde kendi alt birimlerini oluşturacaktı. Kısacık bir zaman diliminde bu birimler oluşturuldu ve her biri diğeriyle bağlantılı ama bağımsız gruplar halinde işlevlerini yerine getirmeye başladı. Bir yandan da mahallelinin kendi mahallesini yeniden keşfetmesi sürecini başlattık ve gerisini halledebilmeleri için bir parça organizasyon bilgisi verdik. Çalışma koşullarını ve genel ilkelerini ortaya koyduk. Proje mahalleliyle birlikte kendini üretti. FON (kaynak yaratma) sayesinde mahalle esnafını projenin ortağı haline getirmeye çalıştık. Zaten MAY herkesle ortaktır, merkezî, mahalli ve sivil bütün sektörlerle.

Anketlerle işyeri ve konutlardaki muhtemel hasar oranlarını saptadık ve çalışmalara gönüllü olarak katılmak isteyenleri saptadık.Yaklaşık üç ay içinde Gayrettepe’deki hasar oranının yüzde 15 civarında olduğunu ve bu hasarların derecesini, tamir edilip edilemeyeceklerini, onarımlarından sorumlu olanları ve bu sorumluluğu ne kadar yerine getirebileceklerini tespit ettik. Envanter çıkartılması noktasında hayli ilginç bulgularla da karşılaştık. Örneğin Gayrettepe’deki Telekom binasının, Florence Nightingale Hastanesi’nin, Trafik Şube Müdürlüğü’nün önünde yangın musluğu yoktu. Olur olmadık yerlerden yüksek gerilim hattı geçiyordu.

Bu sırada birkaç GİM (Gönüllü İnşaat Mühendisleri) bize katılmıştı. Binalarında hasar beyan etmiş yöneticilere bu arkadaşlar bilgi desteği verdiler. AYS (Altyapı Sorumlusu) mahalledeki rögar ve hidrant ihtiyacını haritaya işledi. GİS (gönüllü bulma sorumlusu) görevini emekli bir yüzbaşı üstlendi ve her biri birer köpek sahibi olan 10 kişilik bir kurtarma ekibinin eğitimine başladı. MAY gönüllülerinin en büyük özelliği proje kapsamında yaptıkları hiçbir çalışmadan para almıyor olmalarıydı. Projenin gerçekleştirilmesi sürecinde yapılması zaruri ve genelde çok cüzî masraflar ise, kooperatif tarafından karşılanıyordu.  Aksaray Vatan Hastanesi hekimlerinden Dr. Adnan Noyan ve Prof. Dr. Ersin Nuzumlalı Gayrettepe'de saptadığımız 5 alt bölgenin KOM gönüllülerine peşpeşe ilk yardım eğitimi verdiler. Büyük öz veriyle, gönüllüleri tek tek insan maketi üzerinde çalıştırarak...  Bunlar parayla olacak işler miydi? Mimar ve televizyon programcısı Özlem Gürses'in dikkatli desteği sayesinde Gayrettepe'deki faaliyetimiz geniş kitlelere duyurulabildi. 

Gönüllüler tarafından inşa edilen ilk Mahalle Afet Yönetim Merkezi

Bir başka deyişle MAY’ın sermayesini halkın kendisi koyuyordu. Daha doğrusu bu projenin sermayesi halkın kendisiydi. Bilirsiniz taşıma suyla değirmen dönmez. Nereden ne kadar para gelirse gelsin, halk ortada yoksa zaten kaynaklar bir gün biter. Kendi kaynağını mobilize edememiş, dışa bağımlı musluklarla beslenen bir yapı sürekli olarak kriz yaşamaya mahkûmdur. Yukarıdaki özetten de anlaşılacağı üzere MAY’ın 12 basamağının 10’unda paraya ihtiyaç yok. Elbette paranın gerektiği durumlar da var ancak o durumları ve kaynakları iyi belirlemek gerekiyor. MAY, gönüllü emek temelinde şekillenen bir proje ve gönlün parayla pek ilgisi yok. Bu açıdan bakıldığında muhtarla teknik gönüllünün birlikteliğinin de parayla ilgisi yok. Dolayısıyla MAY’ın pilot mahallesi olan Gayrettepe’de de işlerin büyük bir bölümü para söz konusu olmaksızın halledilebildi.

Fakat bir ortak alana ihtiyacımız vardı ve muhtarın odası yetmiyordu. Bunun için yaklaşık 3 milyar lira toplandı. 56 metrekarelik bir prefabrik ünite yapmak için para gerekiyordu, konserlere bilet satış yöntemiyle ve küçük katkılarla bunu da yapabildik. Ancak bu aşamaya kadar MAY’ın eli paraya değmedi. Gayrettepe para işlerini kooperatif üzerinden hallediyordu. Kurduğumuz prefabrik ünite Gayrettepe için özel bir yer haline gelmeye başladı zamanla. Bazı sivil toplum kuruluşları da toplantılarını orada yapmaya başladılar. AÇEV Vakfı kadınlara orada okuma-yazma kursları vermeye, Gayrettepe hizmet kooperatifin kadın emeğini değerlendirme bölümü, prefabrik ünitenin bir bölümünü değerlendirmeye başladı. Tüm bunlar MAY’ın amaçlarına çok uygundu. Zaten MAY da afete hazırlık amacıyla başlasa da ortaya çıkacak ilişkilerden yeni ve kurucu bir enerji yaratmak istiyordu. 56 metrekarelik bir prefabrik alanın, depreme hazırlık ünitesi olmaktan çıkıp bir buluşma, sinerji mekânı olması doğru yolda olduğumuzun en güzel kanıtıydı.

Şimdi sırada bütün bu altyapı üzerine kurulacak 1 / 1000 ölçekli Afet Master Planı vardı. Bunun için de mahallede yaşayan ve çalışan bilgisayar programcıları ve mimarlarla iletişime geçtik. Yapacağımız iş verileri girip belli büyüklüklerdeki depremler için senaryolar çıkarmaya çalışmaktı. Buradan nereye mi varacaktık? Yeni kentsel tasarım projemize. Afet planımızı, dolayısıyla gereksinimlerimizi ortaya koyduğumuzda kimden ne isteyeceğimizi de çok iyi planlıyor olacaktık.

Kısacası Gayrettepe mahallesi kendi afet planını üretmeye başladı, üstelik bunu çok kısa bir zaman diliminde başardı. Yaklaşık altı ay içinde kendi afet yönetim yöntemini geliştirip üstelik bir de yine afet hazırlık önerilerini üretebilen Türkiye’nin ilk mahallesi olarak bir bakıma tarihe geçti. Daha da önemlisi Gayrettepe’de sergilenen başarı hem İstanbul içinde hem de dışında mahalleleri MAY konusunda adım atmaya teşvik etti.

Gayrettepe’den hemen sonra Yıldız, Göktürk, Kemerköy, Kemerburgaz, Mithatpaşa ve Mimarsinan mahallelerinde de MAY uygulanmaya başlandı. İstanbul ve Bursa’da yaklaşık 100 mahallede 100 muhtarla çalışmaya başladık. Yaklaşık 100 okul ziyaret ettik. Gayrettepe’de 5 bin aileye kapsamlı hane halkı afete hazırlık broşür ve formları dağıttık. Mahallelerde herkese iki kopya dağıttığımız bir broşür bu. İçinde anket formları var. Birini KOM sandığına konmak üzere bize veriyor, diğerini de afet çantası içinde kendi evinde saklıyor. Telefon numaralarından, deprem sonrasındaki buluşma yerlerine, acil durumda başka şehirden aranacak kişilerin iletişim adreslerine kadar her şey soruluyor bu formda. Cep telefonları bu bilgileri kaydetmek için iyi bir afet tedbiri. Afetin ilk anlarında konuşmaya çabalamamak koşuluyla. Böylece herkes evinde panik halinde unutabileceği yaşamsal öneme sahip bilgilerin bulunduğu bir “akıl defteri”ne sahip olmuş oluyor. Proje ilerledikçe KOM’lar kendi acil ihtiyaç konteynerini yaratma aşamasına geldiler. Prototip KOM Sandığı’nı da Göktürk Mahallesi gönüllüleriyle imal edip tanıttık.

Bütün bunları mümkün kılan neydi? Ürkütülmüş, korkutulmuş toplumlarda böylesi girişimlerde bulunmak bir hayli zor. İngiltere nüfusunun yüzde 50’si gönüllü faaliyetlere katılıyor ve bu müthiş bir şey. Gönüllülük toplumun gelişme düzeyiyle, demokrasi anlayışıyla, yurttaşlık bilinciyle doğrudan ilişkili. Biz ise daha çok mahalle arkadaşlığı, dayanışma gibi noktalardan oluşturuyorduk gönüllülüğün alt yapısını. İnsanlar yaşadıkları çevrenin çökeceğini, yok olacağını biliyor ve kendilerini kurtarmak için gönüllü oluyorlardı. Bu özgeci bir gönüllülük değildi. Böylesi bir durumda gönüllülüğün maddi temeli kişinin doğrudan doğruya kendisiydi, “Benim çocuğum, benim karım, benim evim, benim mülküm” endişesiydi. Örneğin Gayrettepe MAY oluşumunun başı Şule Hanım ölmekten korkuyor ve korkusunu yenebileceği bir yer arıyordu. MAY’ı korkusunu yenebileceği bir mecra olarak gördü. Yüz saatten fazla eğitim aldı. İlk yardım ve arama kurtarma eğitimi verebilecek kadar kendini geliştirdi. Evini yapısal olmayan hasarlara karşı bizzat kendisi düzenledi ve bir dönem Gayrettepe’deki MAY Hazırlık Merkezî’nin yürütücülüğünü üstlendi. Gelme nedeni “Bana ne olacak, nasıl kurtulacağım?” sorusuydu. Ulaştığı nokta ise afete hazırlık eğitmenliği!
 
Benzer şekilde Güldehen Hanım, Yüksel Bey, Necla hanım, Behzat Bey, Gönül Hanım, Ahmet Bey, Hasan Bey önce kendi yaşam kaygılarıyla geldiler MAY Projesi’ne. Çünkü evlerine, sokaklarına güvenmiyorlardı. İngiltere gibi ülkelerde her şey zaten hazırlanıyor da, bir parça da sivil toplum katkısı alınıyor. Burada öyle değildi. Sadece gönüllü kuruluşlarla bu iş olur demek yanlış. Peru’yu ele alalım. Lima’da her yıl kentsel ölçekte en az iki tatbikat yapılıyor. Bütün kent katılıyor. Bunu yalnızca sivil kuruluşlar yapmıyor. Kentin alışkanlığında bu var. 12 yaşından 65 yaşına kadar herkes bugün Lima’da rutubete dayanabilmek amacıyla nefes ve jimnastik alıştırmaları yapıyor.

Mekanizmada, merkezî, yerel ve sivil üçgende aynı anlayışın olması lazım. Yoksa devlet “ben deprem olduktan sonra devreye girerim, nasıl da hazırlanıyorum,” belediyeler “vallahi paramız yok, itfaiyemiz var,” sivil toplum kuruluşları da “gönüllü yok,” derlerse bu iş olmaz. Hem yerel, hem merkezî, hem de sivil düzeyde ortak bir sorumluluk alanı belirlenmek zorunda. Bunların hiçbiri diğerini yadsıyamaz. Üçü de birbirine “hadi bakalım görev başına” diyebilmelidir. Anahtar sözcükler, birlikte yapalım!


Haydi büyükler oyuna!

MAY’ın en verimli deneyimlerinden biri de çocuklarla olandı. Göktürk’te çocukları da hazırlık sürecine dahil etmekle kalmayıp, onları bir tür afet yönetimi hazırlık eğitmeni haline getirdik. Göktürklü ilköğretim öğrencilerinden oluşan bir deprem tiyatrosu grubu kuruldu. Öğrenciler yaratıcı drama yaparak, mahalle tabanından başlaması şart olan afet hazırlık sürecinin ne kadar kolay ve nasıl bir takım çalışması olduğunu hem arkadaşlarına hem de ailelerine gösterdiler.
 
Depremden hemen sonra mahallelinin nasıl davranması gerektiği oyunsal süreçlerle öğretilebilir mi? Dünyada eğitimde tiyatro, yaratıcı drama veya yaşamsal oyun adı verilen eğitim yöntemleri afete hazırlık sürecinde nasıl yardımcı olabilir? MAY, son tahlilde afet özelinde sorunların teker teker belirlenip çözülmesine ilişkin, tamamı deneysel yöntemlerin üretilmesi çerçevesinde gelişen olaylar ve düşüncelerden oluşuyordu. Dünya üzerinde yaşayan tüm insanların paylaştıkları nadir ortak paydalardan biri herhalde bir zamanlar çocuk olmaları ve öyle ya da böyle hayata oyunla başlamaları diye düşündük

İlk oyunumuzu hemen  Gayrettepe mahallesinde oynadık. Aycibin İlköğretim Okulu’nda oynadığımız ilk oyunun yöntemi şuydu: Şapkalarımızın içine yerleştirdiğimiz rolleri çocuklar kura yoluyla seçecekler, sonra da o anda içlerinden nasıl geçiyorsa o şekilde o rolleri öyle canlandıracaklardı. Bize yardımcı olan, çocukların “oyun ustası” Prof. Dr. Ayşın Candan yalnızca ilkeleri belirledi ve çocukların bu ilkeleri anlayabilecekleri zengin bir dilde de onlarla bunları paylaştı. Ardından gördüklerimiz bizim için tam bir ders niteliğindeydi. Aynı oyunu daha sonra bir kez de Darphane-i Amire’deki 17 Ağustos Uyku ve Uyanış Etkinlikleri’nin kapanış gününde oynadık. Bu kez estetik söz konusuydu ve çocuk inceliğinde işlenmişti MAY. Üstelik oyun, kostümleri, danslarla ve bir de MAY şarkısıyla zenginleşmişti. Bu kez Tijen Savaşkan Gedik, Göktürk Beldesi ve Kemerköy’den gelen çocuklarla bir “yaşamsal oyun” düzenlendi: MAY KOM’unda Kaostan Düzene Geçiş. Oyunun müziğini ise Yaprak Sandalcı düzenledi. MAY projesinin evreleri boyunca büyükleri çevresinde örgütlediğimiz sözcükler, çocukların hayal güçleriyle gerçeğe büründü. Kendi aralarında yaptıkları işbölümüyle her biri, kendilerini izleyen büyüklere olası bir depremde nelerin nasıl hareket edeceğini ve kimin nasıl davranması gerektiğini gösterdiler.

Oyunun büyüklere öğrettiği en önemli ders bizim ilk sorunumuzun çözümüydü. Birlikte hareket etmenin, işbölümünün nasıl gerçekten verimli olabileceği. Birbirleriyle, çocukluğun getirdiği önyargısızlıkla ve korkusuzlukla, güvenle iletişim kuran çocuklar bu ilk ve en önemli ilkeyi ortaya koydular. Ardından gerçek bir işbölümü çerçevesinde ayakları yere basan, uygar, insanca bir örgütlenmenin neleri başarabileceğini anlattılar bize. Üstelik bunu fazla söze hacet bırakmadan yaptılar.

Çünkü savunma mekanizmalarını, büyüklerin yaptığı gibi birbirlerinden sakınmaya değil, sorun karşısında kolektif bir başarı elde etmeye ayarlamışlardı. Birbirleriyle değil sorunla mücadele ettiler. Tam bir konsantrasyon hatta meditasyon durumuydu bu. Çözümü oyunlarla içselleştirdiler çünkü bu işbirliğinin bir parçası olarak onlar çözümün de bir parçasıydı; ezberlemediler, kendilerinin de katkıda bulundukları ilkeler çerçevesinde yaşayarak öğrendiler nasıl hareket edeceklerini.

Çocuklara acil durumlarda nasıl davranacaklarını öğreten belli başlı yöntemler var. Bunlardan en çok kullanılan ilki, sözle ya da göstererek anlatma. Ancak bu yöntemin acil durumlarda nasıl sonuçlar verdiğine dair sonuçlar hiç de iç açıcı değil. İkinci yöntem simulasyonlarla öğretme. Örneğin bir kabine çeşitli büyüklüklerde şiddet uygulanarak deprem simulasyonu yapmak ve çocuğa bu kabin içinde nasıl davranacağını anlatmak. İlkinden daha iyi sonuçlar vermekle birlikte, bu da yeterli değil. Üçüncü yöntem ise oyunla öğrenme. Bunun en iyi şekli ise çocuğu oyun ve öğrenme sürecine katılmaya özendiren yöntemler. Biz bu sonuncusunu denedik. Öncelikle hatırlamamız gereken şey şu: Bir oyundan daha gerçek ne olabilir ki? Bir çocuktan daha yaşam dolu başka bir şey olmadığına göre, oyun da bizim “gerçek,” dediğimiz yaşamdan daha “sahici” ve daha “canlı” olmalı.


Tepe-SAR işbirliği

MAY’a çok önemli destek ve katkılardan biri mimar Hasan Barutçu’dan geldi. Bir üniversite şehrinin (BİLKENT) de sahibi olan çok büyük TEPE İnşaat şirketinin başındaydı. "Büyük şirketlerin kâr etmenin yanı sıra sosyal görevleri de vardır, saygın ve güvenilir olmak için ve bu tür çalışmalar da heba olmaz, bir şekilde geri döner," görüşüyle sayısız projeye destek oldu. Örnek mi? Çok başarılı XXI Mimarlık Dergisi’nde genel yayın yönetmeni mimar Haluk Pamir’in de desteğiyle yayımlanan MAY Projesi’nin tanıtımı ve aşamaları. Yöneticilere sunduğum yaşama sanatı kursları. Geleneksel Türk evinin nihai formu olan “konak” hakkında kitap hazırlamam için destek. İnternette ortamında 52 hafta süren mimtestus adlı eğitici mimarlık testleri için bana sağladığı olanak İşte MAY da onlardan biri ve en önemlisi.

Hasan Barutçu’nun bana sağladığı kaynak ve vasıta ile deprem sonrasında tüm felaket alanını görme ve fotoğraflama şansı edindim. MAY’ın işleyiş ve yayılma biçiminden bir hayli etkilenmişti. Tepe Grubu altında oluşturulan ve bir arama-kurtarma ekibi olan Tepe-SAR’dan (Tepe Savunma ve Güvenlik Sistemleri A.Ş.- Search and Rescue- Arama Kurtarma) destek alabileceğimizi söyledi. Tepe-SAR grubu bütün personeliyle beni evimde ziyaret ederek işbirliğine açık olduğunu gösterdi. Tepe-Sar Genel Müdürü ve Tepe-SAR Ekibi Komuta Heyeti Başkanı Hakan Görgün’le tanıştığımızda elbette aklımda her zamankinden bir parça daha fazla, artık sınırları oldukça genişlemiş olan MAY projesi vardı.

Tanışmamızın üzerinden henüz birkaç dakika geçmemişti ki, “Bize eğitim verir misiniz?” diye sordum o da hiç düşünmeden “evet” dedi. Ancak burada pek çok kişinin “acelecilik” diye tanımlayacağı bir konunun altını çizmem gerekiyor. Benim “aceleciliğim”de de, Hakan Görgün’ün neredeyse gözü kapalı “evet” deyişinde de, iki yaşam biçiminin kesiştiği çok temel bir alan söz konusuydu. Afete hazırlanmada mahalleden başlayan, katılımcı, aşağıdan yukarıya doğru bir örgütlenme modeli izleyen, amacı son noktada afetleri ölümcül kılan çarpık yapılaşmayla mücadele olan MAY’ın da, Tepe-SAR’ın kuruluş ilkelerinin de böyle bir ortak paydası vardı. Tepe-SAR, “ülkemizde oluşabilecek her türlü felakete hazır olup eğitimli kadrolar yetiştirerek, afet oluştuğunda önce Tepe Grubu çalışanlarına ve tesislerine hizmet vererek, sonrasında hiçbir karşılık gözetmeksizin insani amaçla kazazede ve afet zedelere yardımcı olmak” amacıyla oluşturulmuş bir ekip.

Tepe Grubun desteğiyle İstanbul’un Gayrettepe, Yıldız, İdealtepe, Kemerköy, Göktürk ve Kemerburgaz mahallelerinden her yaşta toplam kırk kişinin dahil olduğu bir ekiple, 2000 yılının Kasım ayının son günlerinde Ankara’da Tepe-Sar’dan eğitim almak için yola çıktık. Tepe-SAR ekibi üç gün boyunca tüm uzmanlık deneyimini ve eğitimini MAY sakinleriyle paylaştı. Afet sonrası acil müdahalede arama-kurtarmadan, köpekle çalışmaya, ilk yardımdan haberleşmeye kadar pek çok konuda eğitim verdi. O da yetmedi Ulusal Taktik Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün bahçesine kocaman bir bina enkazı getirip içinde tatbikat yapılmasını sağladı. Enstitü Başkanı Aygen Ündan ve SAR Projesi sorumlusu Kurtuluş Ünver’in bize verdikleri eğitimin ve bizi katarak uyguladıkları tatbikatın zenginliğini hiçbirimiz unutmuyoruz. Bu eğitim çalışmasının kısa sürede, alışık olmadığımız bir organizasyon başarısı ile gerçekleştirilmesi, yine alışık olmadığımız bir kurum kültürünün ve “şık”lığının ürünüydü elbette.


Sistemin özeleştirisi

Dernekleşmeli mi?

Türkiye’de dernek kurmak ve sürdürmek büyük mesele. Dernekler gönüllüğün yeşerdiği kurumlar haline gelemiyor. Biz bu süreci bütün zorluklarıyla yaşadık ve yaşamaktayız. Bir grup MAY gönüllüsü olarak gönüllü mimar Fikret Evcil’in yönlendirmesiyle MAY Derneği’ni kurduk. Belki iyi de yaptık. Derneğin amacı devlet ve mahalli yönetimlerle daha iyi diyalog kurmak ve  çalışmalarımızı genişletebilmekti.. Dernekleşme sürecinde sanayici Ahmet Saraoğlu hem yöneticilik hem de muhasebe bilgisiyle katıldı, gönlünü ve beynini MAY’a sunarak hafta sonlarında sayısız saatler harcadı. Halâ gönüllü katkılarını esirgemeyen deneyimli yönetici Kenan Sedef ve belediye meclis üyesi ve spor kulübü direktörü Turabi Yılmaz, Kemerburgaz ve Göktürk’te MAY Projesi’nin sürekli örgütleyicileri oldular. Alp Serdar Aktürk gönüllü faaliyette lojistiğin ne denli önemli olduğunu çalışmasıyla kanıtladı. Sevgili MAY gönüllülerinin değerli isimlerinin hepsini burada veremeyeceğim. Dernek meselesine kısaca göz atalım.  Peki, Dernekçilik bize ne öğretti?

1. Bir kere dernekler salt gönüllülük esasına göre kurulurlar. Herhangi bir üye çalışmaktan vazgeçtiği zaman, çalışması durur. Sürdürülebilir sorumluluk yoktur. Dernekler kolaylıkla feshe gidebilirler. Afet gibi son derecede sorumluluk arz eden bir konuda bu büyük bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

2. Dernek kuruluşu asgari yedi kişi mecburiyeti taşıdığı için, sayı mecburiyeti, daha az sayıda kişinin bir inisiyatif olarak bir araya gelmesini olanaksız kılmaktadır. Oysa iki veya hatta tek kişilik gönüllü inisiyatifler kendilerini afet organizasyonunda ifade edebilmelidirler.

3. Asker, polis gibi unsurlar derneklere üye olamayacağı için, dernekler baştan afet konusunda deneyim sahibi kişileri devre dışı bırakmakta. Dernekler genellikle liyakat konusu hiç düşünülmeden oluşmakta.  

4. Affa uğramış kişiler derneklere üye olamazlar. Böylece, deneyim sahibi olabilecek veya afetle mücadele konusunda kendisini yetiştirebilecek büyük sayıda kişi devre dışı bırakılmıyor mu?

5. Ayrıca, derneklerin yapısı kurucu ve yönetim kurulu üyeleri arasında iktidar çelişmelerine açıktır. Bugün AKUT ve Kızılay gibi derneklerde bu gözlemlemektir. Bu yüzden bu çatılar içinde insanların çalışması çok zorlaşmakta, bazen olanaksız hale gelmektedir.

İşte MAY Derneği bu tablonun içinden doğmaya çalıştı. Uzun bir süre derneğin başkanlığını üstlendim. Şimdi derneğin onursal başkanı olarak ve MAY Projesi mahalle teşkilatlanması ve OKAP Projesi baş sorumlusu olarak çalışmalarımı sürdürmekteyim. MAY Derneği halen MAY gönüllülerinden inşaat mühendisi Yüksel Soyalan, başından beri MAY Projesi’nin gönüllüsü, çalışanı ve MAY çatısı altında LİDAM Projesi’nin kurucusu Tunç Üner, genel sekreter mimar Zafer Akay, köpekli arama kurtarma uzmanı veteriner Şemsettin Şayan ve titiz gönüllü sayman inşaat mühendisi Melih Şamlı yönetiminde devam etmekte.


Mimarlar Odası ve Muhtarlar
 
Bu arada İstanbul’da hayli olumlu bir gelişme yaşandı. Mimarlar Odası, MAY Projesi’ni destekleme kararı alarak bir poster bastı. Projenin yurt içinde ve dışında gördüğü yoğun ilgi sağlamıştı bu kararın alınmasını. Mimarlar Odası kararı “30 bin mimara gönül çağrısı” başlığı altında duyurdu. Mimar Sait Kozacıoğlu’nun büyük gayretiyle, 21 Mayıs 2002’de Ankara’da Mimarlar Odası’nın 4 No.lu toplantısında aldığı 17 no.lu tarihi karar şu:

“TMMOB Mimarlar Odası, tabandan başlayarak mimar ve muhtar beraberliği ve mahalle gönüllüleri işbirliğiyle, çağdaş tasarımlı bir örgütlenme içinde, mahalleleri ve okulları afetlere hazırlama projesi olarak uygulanan MAY Projesi’ni benimsemekte, desteklemekte ve yaygınlaştırılmasını önermektedir.”

Fakat iş sadece karar açıklamada kaldı. Peki ya uygulama? Daha önce de ifade ettiğim gibi MAY projesi muhtar, mimar birlikteliği üzerine kurulmuştu. Ve her ikisi de insandı elbette. MAY’ı güçlü yapan muhtarın yerele, mimarın binaya ve şehre uzmanlık anlamındaki hakimiyeti olacaktı. Ancak insan ilişkilerinin neden olabileceği krizler bu gücü bir anda yumuşak karna da dönüştürebiliyordu.

Başta başkan mimar Turgay Erdem ve mimar Orhan Efe’nin gayretleriyle Bursa Mimarlar Odası'nın MAY'ı var gücüyle desteklemesine rağmen Bursa MAY için tam bir hayal kırıklığı oldu. Yaklaşık 100 mahalleye ve İstanbul’daki çalışmalarla birkaç yüz bin kişiye ulaşmaya çalışan MAY, Bursa’da valililiğin ve belediyelerin üstelik bir de protokol imzalayarak bulunduğu taahhütlerin sağladığı iç huzuruyla çalışmaya başladı. Belediyeler bu protokolle MAY uygulaması için İstanbul’da gidecek eğitimci ve organizasyon ekibinin yol, kalacak yer ve yemek masraflarını karşılamayı üstleniyordu. Mimarlar Odası'nın gayreti dışında bu gerçekleşmedi. 14 hafta boyunca çalıştık. Projenin süresi bir yıl olarak hesap edilmişti ancak bu koşullar altında dayanmak mümkün değildi. Bunun üzerine ara verdik. Bir gün tekrar başlayacağımızı zannediyordum. Ancak 2001 yılında yaşanan kriz nedeniyle Bursa ve Gemlik belediyeleri tasarruf tedbirleri uyarınca taahhüt ettikleri ödemeleri yapamayacaklarını beyan ettiler. Bir başka deyişle proje durmuştu.

Her an kaldığımız yerden başlayacak şekilde projeyi durdurduğumuzu ilan ettik. Ancak iş bu kadarla kalmıyordu. Belediyelerin taahhütlerini bir türlü yerine getirmemeleri, MAY için harekete geçen İstanbullu ekibin 14 hafta boyunca yaptığı harcamaların ve muhtarlarla yapılan bütün cep telefonu masraflarının cepten ödenmesi anlamına geliyordu. Ancak böyle bir kaynak yoktu, benim MAY gönüllülerinden böyle bir talepte bulunmam da imkânsızdı. Sonuçta Galatasaray’daki dairemi alelacele satıp borçların bir kısmını kapatmak zorunda kaldım. Esasta, MAY Projesi'nin kurulmasını başından beri desteklemiş, beni yüreklendirmiş ve çok büyük parasal destek sağlamış olan MAY Projesi’nin gerçek sponsoru ve dernek üyesi eşim Prof. Dr. Dehen Altıner karşılamıştı Bursa çıkartmasının ağır maddi faturasını...


OKAP Okul Afet Projesi

MAY Projesi’ni okullarda uygulayacak Okul Afet Projesi (OKAP) hazırlandı. Okullarımızın çoğunluğu afete hazırlık bakımından perişan durumdaydı, hâlâ da öyle. Sekreterliğini gönüllü Kader Atmaca ve Ayşe Yunus Altıner’in yaptığı “Bir okul da sen kurtar” kampanyasını ortaya attık. Logo ve basılı föylerin modern tasarımını mimar ve tasarım hocası Güven İncirlioğlu yaptı. Okullarda yapısal olmayan sakınım örnek çalışmaları mimar Ahmet Alanat yönetimde gerçekleştirildi.  MAY'ın bilgisayar ortamındaki tanıtım başarısını Emre Güçlü'ye borçluyuz. Okullarda öğretmen örgütlemesinde koruma, arama, söndürme ve ilk yardım gönüllülerine verilecek SOP denen standart operasyon prosedürlerini dostumuz Atınç Akdik formlar haline getirdi. Muzaffer Doğan adlı bilgisayarcı gönüllümüz tanıtım amaçlı çoğaltma katkısını sürdürüyor.

Okullar kendi kendilerine yeterli olmaya hazırlanmalıdır. Dışarıdan yardım gelene kadar okuldaki bireyleri korumak ve onlara yardımda bulunabilmek üzere kendi olanaklarını kullanacak durumda olmalıdır. Okullarımızın her birinin afet planı olmalı ancak planlama ve uygulamanın ilkelerinin de okullarda tanıtılması bu çalışmanın hedeflerindendir. Öğretmen ve personelin olaya katılması çok önemli.

Karşılaşılabilecek tehditler neler? Yapılacak risk analizi tehlike değerlendirmesi ve risk azaltılmasına yönlendirilmeli. Okulların maruz kaldığı tehlikelerin doğru ve bilimsel analizi şart. Sakınım, hazırlık ve müdahale bir bütün olarak ele alınmalı ve planlanmalı. İkinci çok önemli unsur, Olay Komuta Sistemi’ne göre düzenlenmektedir. Görüldüğü gibi Okullarda afete hazırlık çalışmalarında planlama öncelik taşıyor. Planlama, örgütleme, eğitim, tatbikat ve değerlendirme çok seri bir biçimde ve eğitim işlevinin önünü kesmeden yapılmalı. Okullarda olması gereken bu.

Ekonomik krizlerin etkisini azalttığı 2003 yılından itibaren ise mahalle örgütlenmeleri artık kendi hallerinde var olabildiklerinden okul afet projelerine ağırlık verdim. Robert Kolej, İstanbul Uluslararası Misyon Okulu (IICS), Batı Koleji, Kemer Kolej ve Bursa okullarında afete duyarlı hazırlık projeleri gerçekleştirildi. 2004 yılında ise Kemerburgaz ve Göktürk ilköğretim okullarında büyük bir çalışma yapıldı. Türkiye’nin ilk acil durum sandığı ya da “ilk konteyneri” halktan gönüllü ustaların katılımıyla inşa edilerek okul bahçesine yerleştirildi. Bütün süreç içinde dostumuz Prof. Dr. Selim Badur ve Donna Karan İstanbul sahibesi Melek Aşkın derneğe üye oldular ve projeyi maddeten ve manen desteklediler. Üyemiz mimar Murat Aydın ve OGEM eğitim merkezinin kurucusu makine mühendisi Bülent Özsoy her zaman yanımızdaydılar. Proje evresinden başlayarak dernek etkinliklerimizde deneyimli ziraat ve kimya mühendisi Ahencan Şenyuva ağabey bize şevk ve dayanma gücü aşıladı. Gönüllümüz Neyran Akgün'ün titizliği ve dikkati sayesinde Robert Kolej'deki yapısal olmayan risk azaltma çalışmamızı başarabildik. Kemerköy'de gönüllümüz Yüksel Baş güvenlik ve yangın söndürme uzmanlığının yanı sıra halen ilk yardım eğitimini tamamlamakta.
 

ARTE televizyon ve ISDR

Bütün bunlara yerel gönüllülerin yanı sıra uluslÇok titiz ve dikkatli Neyran Akgün Robert Kolej'deki çalışmamızda ararası gönüllülerimiz de eşlik ettiler. ABD’li gönüllülerimiz aralıklarla İstanbul’a gelerek çalışmalarımıza katıldılar. MAY Projesi, Avrupa’da yayınlanan ARTE televizyonu tarafından tanıtıldı. 2001’de Birleşmiş Milletler ISDR (Uluslararası Stratejik Riskleri Azaltma) Teşkilatı tarafından dünyadaki afete hazırlık merkezli sekiz sivil kuruluştan biri kabul edilen MAY Projesi’nin tüm  deneyimleri Cenevre’de sergilendi.

MAY, depreme hazırlıkta malul olduğumuz projesizlik ortamında sürekli olarak medyanın ilgisini çekmeyi başardı. Türkiye’de deprem dendiğinde ilk akla gelen Kandilli Rasathanesi başta olmak üzere, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nün, İstanbul ve Bursa Valiliklerinin, Başbakanlığa bağlı Türkiye Afet Yönetimi Teşkilatı’nın ve valilerin takdirini kazandı. Ve yurtdışında da oluşan MAY gönüllüleriyle birlikte bir dünya projesi olma yolunda ciddi adımlar attı. Bütün bunlar görünür görünmez olumsuzlukların unutulması için fevkalade bir zemin oluşturmaya yetti de arttı bile. 


Bugün

2005 yılının MAY’a getirisi bir kardeş proje oldu. MAY içinden genç bir proje doğdu: Doğal Afetlere Müdahale Projesi LİDAM. Başlangıçta Lions Kulübü’nün desteklediği LİDAM, MAY gönüllüsü Tunç Üner tarafından geliştirildi. Medyadan takip ediyorsunuzdur, MAY Derneği çatısı altında LİDAM gönüllüleri Şemsettin Şayan yönetiminde yurt içi ve dışında afetlere ilk koşan grup oldu. LİDAM, uluslar arası köpek eğitimi kuruluşu IRO’nun sertifikalı üyesi.

MAY ve LİDAM gönüllüsü animasyon hocası Harun Öngören yönetiminde Zeynep Mutlu Vakfı okullarında OKAP Projesi uygulanıyor. Hedef, bir Afet Koleji oluşturarak okulları afete hazırlayacak öğretmenleri örgütlemek ve eğitmek. Eyüp ilçesinin bütün okullarının öğretmenleri çalışmalara davetli.

Yeditepe Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde vermekte olduğum "acil durum işaret sistemleri tasarımı" dersi öğrencilerinin gerçekleştirdiği Muhtar Anketi sergilendi. Anketin genel sonucu: İstanbul'daki mahallelerin yüzde 63'ünde afete hazırlık SIFIR!

Yazının başında söylemiştim, MAY Projesi'nin bugünkü aşaması şöyle: Evlerini terke zorlanan İstanbul'un en büyük ilçesi Küçükçekmece'de İç-Dış Kumsal bölgesi halkının kurduğu İç-Dış Kumsal’ı Koruma ve Yaşatma Sivil Toplumu Destekleme Derneği beni danışman seçti. Onlar gerçekte MAY Projesi'ni seçtiler. Kendilerine sırt çevirmiş yerel yönetime projelerini hazırlayıp sunacaklar. Ele güne karşı!  Hayret, MAY Projesi'nin on ikinci basamağı olan "mahallelinin kendi kentsel tasarımını yapması" hedefi, ta başta, birinci basamak olabiliyor. İşte MAY bu!


www.hayranhayvan.com Aydın Germen ve Ahmet Turhan Altıner tarafından yayınlanmakta. Last Update 08-01-2012

Website powered by Network Solutions®