Hayran hayvan

 

Ana Sayfa

AYDIN GERMEN

Trullo'lar

Yöre Mimarisi

Aydın Havası

Mimar Sinan hk.

Hayranlık

Çöküş

Şehirciler ve Plancılar

Nezih Eldem

Seçim

Bu filmi kaçırma

Gazi M. Kemal

Bir Polatlı Yaklaşımı

AHMET T. ALTINER

DÖNERHANE-I LAKLAKAN

“SOS”yete

Testus Ekobiyolorganikus

Orada bir ada var...

mahallenin renkleri

Tarzanlar

Lezzet zevzekleri

MAY projesi

TESTUS

Temel Deprem

Laik-i dünya

YAYINLAR

Y  A  Ş  A  M  A   S  A  N  A  T I  N  I  N    M  E  K  Â  N  I
mahallenin renkleri
Ahmet Turhan Altıner

Çoğu kez, sade ve sıradan kavramlar mantıklı bir biçimde bir araya getirildiklerinde yeni bir anlam ve tanım doğduğunu gözden kaçırırız. Ne olduğu sıkça sorulan yaşama sanatı işte böyle birkaç kavramdan oluşan bir mantıklı keşif. Yaşama sanatını gündelik yaşamı daha güzel ve yaratıcı yaşamak diye sade biçimde tanımlıyorum. Peki, daha güzel yaşamak ne demek? Daha güzel yaşamak, daha güzel şeylere sahip olmakla ilgili değil. Çevrende kimin olduğu, neyin olduğu ve bunların anlamlarının ne olduğunun farkında olmakla; kısaca doğrudan bilinçle ilgili.


Duygu belleğinin estetiği


Zaman zaman neredeyim diye kendimize sormalıyız. Ne görüyorum? Burada ne hatırlamak istiyorum? Bir detayda, bir sözde bir güzellik bulup ondan zevk almak ve daha sonra paylaşmak! Herkesin olduğu gibi mutlaka bir mahalledeyim. Bu yazının temel izlekleri yaşama sanatı, mahalle ve onun içindeki duygular (ve tabii, renkler)…

Bu mahalle sadece büyüdüğüm evin bulunduğu yer değil, duygu belleğimin kaynağıdır. Çocukluğunuzdan kırıntıları anımsayın, bütün mahallelinin ortak gayreti günün güzel geçmesini sağlamaktır. Perdelerin rüzgârda uçuştuğuna tanık olmak, bir ıslık sesi, kahvenin kokusu, yazmakta olduğun bir mektup, etrafın farkında olmak… Bunları birleştirebiliyorsundur. Duygu belleğinin estetiğidir bu. Yaşamını paylaşmanın önemine vardığın zaman, birinin gülümsemesini sağlarsan, bir çardak altında ya da evde dostlarınla çay – kahve içebilecek bir zaman yaratabilirsen, masada çiçek gibi ayrıntıların ya da örneğin hâlâ anneannenin tığ işi filizî masa örtüsünü kullanarak onun anısını arkadaşlarınla paylaşırsan, anneanneni de masaya davet etmiş olursun. İşte o anın bilincindesin, o anı hazırlamışsın ve o anın tadını çıkartırsın.  Daha güzel yaşamak, paylaştığın insanca anların, duyguların bilincidir. Her şey bu güzelliği aramak içindir. Aramanın zevki de budur. Merakın kaynağı da. Daha güzel yaşamak, zevk ve huzur anlarını yaratıcılıkla keşfederek arttırmaktır.

Çoğu kez güzel yaşamak istemeyi unutuyoruz. Her gün farklı bir gündeme kilitlenerek şaşırtılan insanlarımız güzel yaşamak istemeyi unuttular. Yılda bir kez tatile çıkmak güzel yaşamak mıdır? Haftada bir gün birkaç saati kendinize ayırmak yaşamak mıdır? Avrupa aristokrasisinin adabı muaşeret kurallarına göre mi yaşamaktır güzel yaşamak? Yoksa Amerika’daki gibi, yadsımıyorum ama sadece Yoga yapmakla mı yetinmektir? Bunlar üzerinde düşündürmek; güzel yaşamayı istemeyi hatırlatmak istiyorum. Yaşama sanatı, gündelik yaşamı, merak ve yaratıcılığı, yeniliklere olan iştahı, içindeki ve dışındaki sanatı keşfetmektir. Kısaca yaşamı keşfetmektir. Yaşama sanatı, belleğinde seninle birlikte yaşayan bütün duyguları keşfetmektir, aynı zamanda. Aşağıdaki altı duygu öğesiyle içimizdeki ve etrafımızda olanı keşfedebildiğimizi düşünüyorum. Bunlar da insanın temel ihtiyaçlarından doğan duygulardır.

Güzellik duygusu içindeki ve dışındaki sanatı keşfetmenin duygusudur. Bu keşifle bir yaşam süresi içinde tanıyabileceğinden çok daha fazla insanı keşfedebilirsiniz. Gezme tutkusu dünyayı keşfetme arzusudur. Doğayı, mahalleyi ve kenti keşif insanın doğal merakıdır. Mekân algısı insanın barındığı mekânları, ısısını, ışığını, renklerini, gölgesini, mahremiyetini keşfetmesidir. Damak tadı insanın kendi vücudunu ve ilişki kurduğu bitki ve hayvanları keşfetmesi ve bunu diğer insanlarla birlikte kültür halinde geliştirmesidir. Haz ve keyif duygusu insanın kendi belleğindeki zevk ve huzuru keşfetmesidir. Duyarlılık duygusu insanın toplum içinde kendi meselesinin farkına varmasıdır. Bu altı duyguyu Yaşama Sanatı kitabımda öne sürmüştüm (Yaşama Sanatı, Boyut yayınları, 2009).


Yaşama sanatının altı duygusunun mekânı mahalle

Yaşama sanatının sade olarak insanların gündelik yaşamlarını ne denli yaratıcı ve güzel bir şekilde yaşamalarıyla doğrudan ilgili olduğunu söylemiştim. Bir evrensel kavram olarak önerdiğim yaşama sanatı her ülkede aynıdır ama burada bize özgü yönlerden bakacağız. Diğer her yerde olduğu gibi tüm bu duygu ve keşiflerin harmanlandığı bize has bir alan, bir geniş mekân var. Bu alanı sizinle paylaşmak istiyorum. Ben yukarıda da şevkle değindiğim gibi mahalle fikrini seviyorum. Birbirimizle iletişimin başladığı alandır mahalle. Mahalle sestir, alış veriştir, oyun yeridir, paylaşmaktır, fıkraların ve renklerin doğduğu yerdir. Mahalle duygu belleğimizin pınarıdır.  Burada hepimiz mahalleliyiz. Bu ortak alanda insanlığımızı paylaşıyoruz. Bunu bilinçlilikle yapıyoruz. Bilinçli renk seçimimizin kaynağı mahalledir.

Mahalle Arapçada “yer, mahal” anlamında bir sözcük. Türkiye’de komşuluk veya bir belediye alt birimi anlamını taşımakta. Osmanlı zamanında resmi bir alandı; imam tarafından yönetilen en küçük idari birimdi. Bugün ise bilindiği gibi beş yılda bir seçilen gönüllü muhtar ve sekiz arkadaşı tarafından temsil edilmekte. Yaşama sanatı bakımından önemli bir durum, endüstri öncesi Osmanlı mahallesinde erkeklerin mahalle dışına çalışmak için arastaya, çalışma dışında da kahveye gitmeleri ve gündüz zamanında mahallenin kadınlara kalmasıdır. Mahallenin sosyal öğesi aile yaşamı; fiziksel öğesi ise genellikle Hayatlı Türk evidir. Bu ev tipi, Anadolu’ya doğudan göçenler tarafından yerleşme sürecinde mahalleyle birlikte oluşmuş; genellikle bahçe duvarı üzerine kondurulmuş ahşap bir yapıdır. Geleneksel olarak doğal zeminden kopartılmış, ahşap direkler ve ağır taş duvarlar üzerinde askıya alınmıştır. Burada göçer konar insanlarımızın korunaklı bir duvar üzerine bir kuş misali kondurdukları otaklarını (gelişerek otak sözcüğü oda olmuş) bir yapıya dönüştürdüklerini ve buna konmak sözcüğünden konut dediklerini; misafirlere konuk; daha gelişmiş konuta konak adını verdiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz.  Bu göçme ve konma duygusunu “İnsan evladı kuş misali” deyimi sınırsızca anlatır. Hayatlı Türk Evi’ni örneğin Safranbolu’da, Cumalıkızık’ta, Birgi’de, Kula’da, Tavşanlı’da ve pek çok Anadolu, Trakya ve Balkan kentinde hâlâ görebilirsiniz. Hayat, üst katta geniş saçaklı bir çatıyla örtülü ve bahçeye bakan ferah verandaya denir. Hayat, çoğu ev işlerinin görüldüğü avlunun üst kattaki karşılığıdır (Konak El Kitabı, Altıner, A.T. ve Budak, C., Boyut Yayınları). Kadının vaktinin en çok geçtiği, duvarları ve tavanı renkli süslemelerle kaplı çok işlevsel bir bölümdür. “Yuvayı dişi kuş yapar” bence metaforik değil, basbayağı yapısal bir deyimdir. Sokak tarafındaki cumba dışa ne denli kapalı ise, hayat doğaya ve yaşama o denli açıktır. Hayat’ın tavanı genellikle kırmızı toprak boyalarla süslenmiştir.

Mahallenin renkleri

Özellikle orta Anadolu’da görülen, kuş gibi konan ve tüneyen Türk evi, bir göç sürecinde oluşmuştu. Bu göçün temel kılavuzu ise gökyüzü ve güneşten başka ne olabilirdi? Doğu, orta ve batı Avrupa’nın yaşayamadığı şey, gökyüzü ve güneştir. Onun için Anadolu’da, güneşin olmadığı, gri, bej, kahverengi ve nefti gibi renkler tercih edilmez. Anadolulu maviyi, yeşil algısıyla karıştırır çoğu kez, işin aslı mavi denen gök rengidir. Yörük, mavi gözlü değil gök gözlüdür. Gökyüzü, gök renginden, kırmızı ve sarıdan oluşan bir renk denizidir. İşte mahalle kaynaklı yaşama sanatımızın parlak renkleri bunlardır. Pasteller daha çok Avrupa resim sanatının tercihi olmuştur. On sekizinci yüzyıldan sonra istila eden Avrupa modası geleneksel mahallenin renklerini bozamamıştır.

Mimar Sedad Hakkı Eldem 1932’deki bir projesini anlatırken “Ankara’da kuvvetli güneşin ziyası altında ince renk nüansları dayanmıyor; Çankaya ve Keçiören’deki evler, kırmızı, mavi, yeşil gibi renklerle boyanmışlardır,” diyor. Ona göre bu renklerle bezenmiş evler, mahalle ortasında birer çiçek gibi dururlar.

Türkuaz denizin rengiyle karıştırılır hep. İddiaya göre o renkteki Türk taşı sözcüğünden geliyor. Hâlbuki türkuaz Bursa’da Yeşil türbenin gök rengidir. Gökyüzünün Türk çini sanatındaki sırrı işte bu renktir. Türkuazın Çin kültürünün seladonu ile hiç ilgisi yok. Türkuaz karşılığı Farsça firuze yerine, Anadolulu camgöbeği demiş.

Mahalleli renkleri doğadan almıştır. Gökten ve topraktan. Kula mahalleleri çivit mavisidir. Mardin’in taşı kızılımsı toprak rengidir. Urfa kırmızıdır. Doğal ahşap ve beyaz, konutu çok uzaktan algılayabilmemize olanak sağlar. Anadolu bozkırının mimarlığına bakalım. Bozkırda sarı ve kırmızı ve mavi hâkim. Pek çok Anadolu kentinde, Kayseri’de, Eskişehir’de bu renkler belirgin. Oksit kırmızı ve oksit sarı aşı boyasının renkleridir.  Doğal bir pigmentten üretilen aşıboyasıyla boyadığımızda, alttaki diğer renkler tamamen örtülür. Ahşap yapıların dış tahta kaplamaları hava koşullarından uzun süre korunur. Kırmızı aşıboyası bordoya yakındır. Ahşap üzerine uygulanan bordo aşı boyası İstanbul’un ve Osmanlı konut mimarlığının kimliğini oluşturan renklerden biridir.

De gustibus et coloribus non est disputan­dum. Zevkler ve renkler tartışılmaz diyor, bu ortaçağdan kalma Latince ifade. Ortaçağ karanlığından kaldığı belli. Bence bal gibi tartışılır. Tartışılmazsa eğer, şahsi özellikler, önyargılar, bilgisiz­lik erdemden sayılır. Renkler duygu alış verişinin ortamıdır. Renkler bir iletişim biçimidir. Osmanlı Anadolu’sunda, kızlar nakışlı ya da oya işlemeli yemeniler takardı. Yemenideki renk ya da desen olarak kullanılan öğeler, genç gelinin söyleyemediği ama haykırmak istediği mesajlar içeriyordu. Endüstri öncesi zamanlardaki doğallık, renkleri belki tartışmasız buyur ediyordu. Bugün ise hayati soru şu galiba: Sana verilene sen ne katabilirsin? Yaşama sanatı sadece bellek ve gelenekselliğin sanatı değil. Yaşama sanatı keşifçi ve yaratıcı. Günümüzde renkleri bazen doğru kullanıyoruz. Örneğin mutfak rengi olarak sarının yumuşak tonlarını seçiyoruz. Bu harika rengin altında oturup saatlerce vakit geçiriyoruz. Misafirliğe giderken ya da bir arkadaşımız ile buluşmaya giderken beyaz renkli çiçekler seçerek, ona en saf ruh olduğu mesajını veriyoruz. Veya evimiz bahçe içindeyse salonumuzu yeşilin bir tonuna boyuyoruz, bahçeyi içeri davet etmek için…

www.hayranhayvan.com Aydın Germen ve Ahmet Turhan Altıner tarafından yayınlanmakta. Last Update 08-01-2012

Website powered by Network Solutions®